Facebook Türkiye’ye temsilci atayacağını duyurdu

Facebook'tan yapılan açıklamada, 'Türkiye'ye yasal bir temsilci atanması süreci başladı' denildi. Facebook, Türkiye'ye temsilci atama kararı aldı. Yapılan açıklamada, "Türkiye'ye yasal bir temsilci atanması süreci başladı"...

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Nereye gitti bu paralar?

Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a, "Nereye gitti bu paralar?" diye sordu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı...

Davutoğlu; Yakında Erdoğan da tasfiye edilecek

Davutoğlu, 'Erdoğan, şu an vesayet altında. Uyarıyorum, yakında Sayın Erdoğan da tasfiye edilecek' değerlendirmesini yaptı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın silahlı ve sopalı...

Biden ilk gününde Müslümanlara seyahat yasağını kaldıracak

ABD’nin müstakbel başkanı Joe Biden, Çarşamba günü ayağının tozuyla bir düzine kararname imzalayarak Müslümanlara uygulanan seyahat yasağını kaldıracak ve ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na döndürecek. Amerika...

Bir aşk hikâyesi ve bir dengbêjlik eseri; ‘Feqî û Qîza Mele’

'Feqî û Qîza Mele' isimli aşk hikâyesi, Arap edebiyatı kaynaklı olup birçok dilde edebi eserlere konu olmuş ve aynı zamanda Kur’an’da geçen 'Yusuf ve...

Akşener: Bu derece namertlik hiç yoktu

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, AKP iktidarının uygulamalarına dikkati çekerek, “Ben bu ülkede 80 öncesini görmüş bir insanım; bu derece namertlik hiç yoktu”...

Hakikat daha büyüleyici

Aynı Kategoriden

İçinde bulunduğumuz mitler ve politikalar dünyası artık bizim konfor alanımız. Bize anlatılan hikayeler gerçekten büyüleyici. Fakat hakikatin bundan çok daha fazla büyüleyici olduğunu idrak ettiğimiz noktada, odağımızı tüm bu saçmalıklardan ayırıp yeni bir sistem kuruyor olacağız.

MİHEME PORGEBOL

Yonca Karakaş pürüzsüz, berrak ve net bir sanatçı. Onun mükemmel ölçütlere giydirerek yarattığı figürler bizi gerçekliğe dönüp yeniden bakmaya sevk ederken, aynı zamanda mükemmeli isteyip istemediğimizi de sorgulatıyor.

Amed’den İstanbul’a taşınan kişisel geçmişinin çok yönlü tanıklıklarını, kendi yarattığı bir formda izlerken kendinizi hakikati sorgular halde bulabiliyorsunuz. Hakikatin bellekle ilişkisi, gelecek zamanın temellerini atan şimdinin yeniden yorumlanışı, yaşantıya dair tahayyüllerimizin maddi varlıkla örtüşüp örtüşmediği üzerine Yonca Karakaş‘a sorduk. O da eserlerinin altında yatan düşünsel yapıyı anlattı bize.

Seni çok az tanıyoruz Yonca. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Diyarbakırlıyım. İstanbul’da yaşıyorum. 2012’de Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım fakültesi, Fotoğraf ve Video Programı’ndan mezun oldum. 2014’de Y O N K A adlı kendi stüdyomu kurdum. Aynı yıl Pg Art Gallery’nin temsiline girdim. Yurt içi ve yurt dışında aralarında Akbank Sanat, Guy Hepner, İstanbul Modern gibi galerilerin de bulunduğu bir çok sergiye katıldım. İlk solo sergim olan Şey’lerin Anatomisi’ni 2017’de Pg Art Gallery’de yaptım. Yine Pg Art Gallery’de ikinci solo sergim olan ”Botanik Hospital”i sergiledik. Şu an İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne devam ediyorum.

Geçen sene işlerini ilk gördüğümde biraz araştırdım, senin için ”Burjuva sanatçısı” diyen dostlar var. Ne diyorsun?

Herhangi bir konuda herhangi bir sıfatla birine seslenmek için, sanırım ihtiyacımız olan ilk şey bu sıfatı neden taktığımızla ilgili biraz bilgi olacaktır. Eğer elimizde herhangi bir bilgi yok ise ama biz yine de bir sıfat takmak istiyorsak, yani bu dürtümüzü bir türlü engelleyemiyorsak dilediğimiz gibi uydurma hakkına da sahibiz. Zihin özgür ve üretkendir içinde herhangi bir konuya dair bir bilgi olsun ya da olmasın bu zihnin karakteridir.

Peki sen kendini nerede konumlandırıyorsun?

Kendimi tam da şu noktada ve bu başlığın altına konumlandırıyorum, gibi bir şey diyemeyeceğim. İnsanın kendisi ile ilgili söylediği çok şeyin daha sonra utanç verici bir şeye dönüşeceğine bir çok kez şahit oldum. Bu tıpkı kendi sesini bir kayıttan dinlemek gibi tuhaf, sevimsiz ve yabancı.

Özellikle Botanik Hospital’de olmak üzere takip ettiğim neredeyse tüm işlerinde insana, doğaya ve doğa dışına dair formlar dikkatimi çekmişti. Bütün figürler biyolojikti, canlıydı. Doğa dışını neden biyolojik kurguladın?

Botanic Hospital bellek üzerine bir sergiydi ve tamamen kurgusal bir işti. ”Eğerler” üzerine kurulan cümlelerin sonrası gibi düşünebiliriz bunu. (Eğer kelimesinin sonrasında daima kurgu vardır ve bir çok ihtimal barındırır) Eğer bir yerde uyutuluyor olsaydım ve bir simülasyon alanında zihnimin uyanık olduğunu bilseydim, gördüğüm ya da göreceklerimin tamamı üzerinde ne kadar kontrol sahibi olabilirdim? Benim dışımda başka bir zihin tarafından kurgulanan bir simülasyon alanında zihnim tam olarak ne kadar özgür olabilirdi? Ya da zamanı nasıl kavrardı? Kendimi yine bir kadın bedeninde mi yoksa erkek bedeninde mi görürdüm? Bir çocuk mu yoksa bir hayvan mı olurdum? Bulunduğum duruma bildiğim dünyaya ait belleğimin ne kadarı dahil olabilirdi? Ve daha bir çok soru…

Sanırım iç içe geçmiş bir sürü gerçeklikle karşılaşmış olurdum. Çocukluğuma dair anılar, şimdiki kişiliğim, olmak isteyip de olamadıklarım, hiç olmak istemediğim her şey iç içe geçmiş olurdu. Tüm bunları anlatırken gerçeklik adına yeni bir dil kurgulayamazdım. Bilindik dünyaya ait bir dil üzerinden ilerlemek daha mantıklıydı.

Tam buradan alarak, yarattığın figürler sanki bilindik dünyaya ait gerçek şeylerin pürüzsüz hali gibiydi. Bu mükemmellik bir yandan da insanı rahatsız ediyordu. Bilindik dünya berrak olmadığı için mi katlanılır oluyor?

Net bir şekilde bildiğimiz tek gerçeklik yeryüzü. Ve konuştuğumuz bütün kelimeler de insan diline ait olduğu için güvenli hissettirdiği kesin. Ama katlanılabilir mi? İşte bundan emin değilim. Edindiğimiz ilk bilgi buraya ait. Buranın dışında herhangi bir yeri düşünürken bile, buradan yola çıkarak tasarlıyoruz. Bildiğimiz başka bir form yok çünkü. Bildiklerimize dair çok az bir fark ya da bir olay karşısında korkuyor ya da rahatsız oluyoruz bu çok normal; çünkü bu şekilde geliştik.

Bellek üzerine de yoğunlaştığını söyledin. Sanatında belleğin işlevi nedir?

”Bellek” kelimesi ilk etapta zihinde geçmişe ait belirli anılar olarak kendini var etse de sürekli geleceği tasvir ve hayal eden bir yapı içerisinde. Aynı anda şimdiki zaman, geçmiş ve gelecek üzerinde var olan bir yapı gibi düşünebiliriz bunu. Sadece kaydetmiyor, bu kayıtlardan üretiyor da. Ve hatta belirli bir arkaik bilgiyi de içinde barındırarak bugünkü mevcut insanın en basit konular karşısında verdiği refleks tepkiyi de net bir şekilde tanımlayabiliyor. Kim olduğumuz, kim olmak istediğimiz, nelerden hoşlandığımız ya da hangi spesifik konularda onay almak istediğimiz burada kayıtlı bir şekilde duruyor. Nerede olursak olalım bulunduğumuz yerde herhangi bir durum karşısında yapacağımız ilk şey her zaman belleğimizden faydalanmak oluyor. Oradan aldığımız bilgi ile hareket ediyor ya da duruyoruz. Bu anlamda bellek bizi biz yapan şey aslında.

Bellek biyolojiye bağlı mıdır?

Bu sadece zihinsel değil makrodan mikroya her şeyin bir belleğinin olduğunu bilmekte fayda var. Gen de bellek barındırır. Kim olduğumuz, hangi aileye mensup olduğumuz, hangi hastalıkları taşıdığımız, muhtemel bu hastalığı şu ya da bu yılda yaşayacağımız yine buradaki belleğe kayıtlıdır.

Bellek ile şimdinin ilişkisi burada beliriyor diyebiliriz öyleyse.

Yani hem biyolojik hem de yapıntıların ürünü olan bir sosyal varlık olarak belleğe her zaman ihtiyacımız olacak. Öte yandan hepimiz biliyoruz ki bütün politikaların tek bir amacı vardır: Bizi belleksiz bırakmak, geçmiş ve gelecekten muaf kılıp muğlak bir köksüzlük üzerinde var etmektir. Tüm bu var etmenin sebebi de iktidarın devamlılığına zemin hazırlamaktır. Yoksa sizin varlığınızın hiçbir önemi yoktur.

Bunun içinde yaşadığımız modern dünyaya yansıması nedir?

Modern dünya dediğimiz yer mitler üzerine kurulu bir mekan aslında. Tüm temeli bunun üzerine kurulmuş olan mekanın tavanında ise politika var. Şimdi burada içinde olduğumuz durumu daha iyi kavrayabiliriz! Zemin ve tavan arasındaki bağlantının hakikat üzerinde olmadığı çok açık. Peki öyle ise neden hala devam ediyoruz? Çünkü kuvvete karşı direncin mümkün olmadığına defalarca kez inandırıldık. İçinde bulunduğumuz mitler ve politikalar dünyası artık bizim konfor alanımız. Bize anlatılan hikayeler gerçekten büyüleyici. Fakat hakikatin bundan çok daha fazla büyüleyici olduğunu idrak ettiğimiz noktada, odağımızı tüm bu saçmalıklardan ayırıp yeni bir sistem kuruyor olacağız. Bu yüzden zamanda bulunduğumuz bu noktada bilime, felsefeye, sanata ve gerçek hareketlere her şeyden çok daha fazla ihtiyacımız var. Ya gecikeceğiz ya da ilerleyeceğiz. Şu an tam da o noktadayız. Tabii bunu kendi periyodik zamanım için söylüyorum. Eminim benden önce yaşayan babaannemin de ”tam da o an” dediği zamanlar oldu. Hem de çoğu kez. Böyle bakınca gerçekten üzücü.

Tüm Haberler

İlgili olabilecek haberler