‘Şahsım’ emperyalizmi ve bazı gerçekler

‘Şahsım’ emperyalizmi ve bazı gerçekler

Önceden sadece Batı merkezli emperyalizme olan bağımlılık, şimdi Avrasyacı çizginin ağırlık kazanmasıyla, Doğu merkezli emperyalizme de bağımlılığa dönüştü. Çift dikiş, katmerli bağımlılık ve hizmet hali yani.

Son zamanlarda elde avuçta satacak bir şeyi kalmayan iktidar, “Türk tipi antiemperyalizm” satıyor. Bu da “Türk tipi başkanlık” gibi bir şey. Aslında benzemek şurda dursun, tahrip edip köküne kibrit suyu dökmeyi tarif ediyor. Hitler’in dünyada sosyalizmin prestijinin yükseldiği, halk ve emek hareketlerinin sermaye iktidarları karşısında büyük tehdit oluşturduğu bir dönemde, Nasyonal-sosyalist adını taşıyan partiyle sahneye çıkması en bilinen örneklerdendir. Ardından sadece sosyalizm değil, cüzi insan hak ve değerlerinin canına okumaya yeminli bir savaşa gömülmüştü dünya. Yani, egemenlerin büyük insanlık mücadelesinin ürettiği müspet kavram ve değerleri “işgal ederek” yürüttüğü siyaset, o kavramların en uç karşıtına denk düşüyor. Çünkü en kaba, ırkçı milliyetçilikle mühürlenmiş zihniyet ve pratikten başka bir şey çıkmaz. Olsa olsa böyle akla zarar “akıl oyunları” çıkar.

Şimdilerde Türkiye’de benzer oyunları sergileyen bir iktidar hüküm sürüyor. AKP’si, MHP’si, Susurluk-derin devlet çeteleri “milli çıkarlar” adı altında savaş ve şiddet politikalarını tırmandırırken, bunu büyük emperyalist devletlere karşı bağımsızlık ve diklenme gösterisine dönüştürüyor. İşin bir yanı gösteri, bir yanı gerçek. Kendini cihan fatihi sayma cakaları ne kadar gösteriyse, bu hayalle yatıp-kalkıp bulduğu her fırsatta oraya buraya yayılmacı tırnakları atma pratiği de o kadar gerçek. Ama eski emperyal Osmanlı ruhunu çağıran, ümmetin liderliği hayaliyle, büyük Turan düşlerini harmanlayan dönemin egemenleri, ne yaparsa yapsın ruh çağırmaktan öteye gidemiyor. En azından sözünü ettiğimiz eğilimlerce desteklenen ve şişirilen, Erdoğan’da simgeleşmiş bir “şahsım emperyalizmi” seviyesine gelebiliyorlar.

Bu tür emperyalizmin bazı özellikleri var. Güçlü olana diş geçiremeyip, kaos ve istikrarsızlık üreterek kendine alan açma, ulaşabildiği her yere savaş ihraç etme ve esas olarak büyük emperyalist devletlerle en üst düzeyde işbirliği… Bitti mi? Tabii ki hayır. Gücü sadece mazlum halklara yeter bu türün, Kuzey Suriye’de halkın ağır bedellere ve ölçüsüz zulme rağmen bir avuç statü kazanma ihtimali karşısında kaplan kesilenler, ABD’nin “kafası gidik” başkanının elinde yıllarca yedikleri tokat ve aşağılanmayı yutarlar. Kürtlere düşmanlığa hizmet eden bu çeşit uşaklığa gönüllü koşarlar. Bugün ABD’yle birlikte bölgede kapsamlı bir anti-Kürt operasyonunda ortaklaştıkları gibi.

“Van minüt”la başlayan tribünleri coşturup, bu arada cüzdanları yürütme taktiği hala en canlı yönetme tarzıdır. Milliyetçilik ile hipnotize edilen kitlelerle, “hem aklınızı hem nafakanızı alırım” gibisinden alay eden bir tarzdır bu. Ama alay edilerek yönetilme taktiğinden en ağır payını alan HDP ve sol partiler harici muhalefettir. “Türkiye’nin oradaki buradaki çıkarları” borusu çalınca hemen iktidarın ardında hizalanan, muhalefet ayarları bozulan bir siyasi zaafiyet hali var oldukça, bu iktidar da var olma gücü bulacaktır. Siyaseti “gösteri sanatlarıyla” algı hokkabazlığıyla harmanlayıp, kendilerine biricik bağımsızlıkçı ve antiemperyalist hikayesi yazanlar, muhalefetin boş bıraktığı alanda at koşturmayı, ayrıcalık haline getirecektir elbette. Muhalefeti 5. kol faaliyeti yürütmekle, düşman devletlerin ajanı olmakla karalayanlar, ABD’de lobilere yedirdikleri paranın, Avrupa kurumlarına verdikleri rüşvetin ve kapıların-kameraların ardında rica-minnet sergiledikleri kalitesizliğin hesabını vermedikleri için rahattırlar. Nasıl olsa kirli siyaset toprağında ürettikleri yalan mahsüllerinin hazır alıcısı vardır.

İktidarlara gelişlerini ve hala kalışlarını emperyalizme borçlu olanların, yalan ve manipülasyona da dayansa söylem üstünlüğü edinmesi, Türkiye siyasetinin arızalı tarafı. En son 2018 genel seçimlerini, başta Londra’daki faiz lobisi gelmek üzere uluslararası finans tekellerinin ve emperyalist devletlerinin “Henüz AKP ve Erdoğan ile işinin bitmemesi” nedeniyle şaibeli biçimde kazananlar, şimdi canhıraş halde kendilerine verilen ödevi yapıyorlar. Türkiye-Kürdistan coğrafyasının kaynak ve birikimi, tarihte görülmemiş düzeyde satışa getiriliyor. Önceden sadece Batı merkezli emperyalizme olan bağımlılık, şimdi Avrasyacı çizginin ağırlık kazanmasıyla, Doğu merkezli emperyalizme de bağımlılığa dönüştü. Çift dikiş, katmerli bağımlılık ve hizmet hali yani. Böyle olunca Amerika’yla Rusya, NATO’yla Avrasya arasında savrulup duran, büyük devletlerin birbirine karşı, oyun tahtasına dönen, kafası duman olmuş bir acayip “Güçlü Türkiye” manzarası çıkıyor ortaya.

Görünürde sergilenen bol hot-zotlu ve gerilimli ilişkinin aksine, hakim devletler zayıf halkayı yakalamış bırakmıyor. İktidar ömrünü uzatmak için her türlü pazarlığı yapacak, her çeşit “al gülüm-ver gülüm” ilişkisine girebilecek bir iktidardan daha zayıf halka olabilir mi, emperyalistler için? Haliyle AB’den ABD’sine, Rusya’sından Çin’ine, yıllardır idare ediyorlar bu iktidarı. Onlara rağmen değil, onların her türlü desteği, açık-gizli anlaşmalarıyla AKP-Saray-MHP rejimi kendini sürdürüyor.

Türkiye’deki rejimin, bilhassa da son 18 yılın emperyalizmle yapısal ilişki tarihinin ve güncel örneklerin, alternatif demokratik siyaset tarafından ele alınması, halkları aydınlatmanın, gerçeği ifşa etmenin başlıca gündemlerinden olması önemlidir. İktidarın yalandan yazdığı hikayenin kendisinin inanması, inanmayanı da sopa sallayarak kabule zorlaması karşısında demokratik muhalefet etkin bir söylem geliştirebilmeli.

Emperyalizme ilk günkü kadar bağlı, mazlum haklara ise acımasız ve emperyal iktidar siyasetine kim “milli çıkar” hamasetiyle doğrudan-dolaylı destek veriyorsa, tarihsel suçların ortağıdır; bunu da unutmamak gerekir. Küresel emperyalizme benzemeyen ama bölgesel-yerel anlamda en az onun kadar yıkıcı, sömürücü karakter taşıyan “Şahsım” emperyalizmi çizgisi etrafında kümelenenler, az-buçuk muhalefet pozisyonlarını da yitirirler. Zaten tam da bu nedenle iktidar karşısında gerçek bir başarı kazanamıyorlar; çünkü demokratik fark taşımıyorlar.

Açık ki, siyasi iktidar ve paydaşlarının sözünü ettiğimiz bu mutant emperyalizm, antifaşist halk hareketiyle aşılabilir. Bu bilinç ve hareket etrafında birleşen halklar, bölgesel ve küresel barış, kardeşlik, dayanışma eksenine dayanan alternatif bir düzeni var edebilir. Ortadoğu’nun bağrında yeşeren “Demokratik ulus” program ve deneyimi, bu hedefin uzak bir hayal olmadığını gösteriyor. Figen Yüksekdag

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir