Aldar Xelîl; yeni yıl kurtuluş ve özgürlük yılı olacak

Aldar Xelîl; yeni yıl kurtuluş ve özgürlük yılı olacak

Kürt güçlerinin birlik olması gerektiğinin altını çizen P-Y-D Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, 2021 yılı için şu mesajı verdi: “2020, bizim için çok zor ve çetin bir yıl oldu. 2021 yılının Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’nin özgürleşeceği, halkların birliğinin sağlanacağı bir yıl olmasını diliyorum.”

Demokratik Birlik Partisi (P-Y-D) Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, 2020 yılını Hawar Haber Ajansı’na (ANHA) değerlendirdi. 2020 yılının Suriye halkları açısından ağır ve çetin bir yıl olduğunu belirten Xelîl, “Bu yıl, dünya sisteminin yaşadığı sorunlar ve kirli savaşların bölgeye de yansıması oldu. Zaten 10 yıldır Suriye büyük bir krizin içinde yaşıyor. Haliyle bu yıl bölge halkları için ağır bir yıl oldu. 2020 yılında çözümde bir ilerleme olmadı, çözüme dair herhangi bir emare de ortaya çıkmadı. Bununla birlikte silahlı grupların varlığı ve işgalcilik kriz daha da derinleştirdi. Kuzey ve Doğu Suriye halkı için 2020, Girê Spî ve Serêkaniyê’nin işgaliyle başladı. 2 yıl öncesinde de Efrîn işgal edilmişti. Bu durum krizin büyüdüğünü ve bölgenin bir kriz halini yaşadığını gösteriyor” dedi. 

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik en ağır saldırıların Türkiye tarafından yapıldığını dile getiren Xelîl, “Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar, başka hiçbir bölgeye yapılmamıştı. Şimdi Türk devletinin doğrudan saldırıları var. Öncesinde DAİŞ, El Nusra ve diğer çete gruplarının saldırıları olmuştu. Öncesinde de zaten rejimin egemenliği vardı. Bunların en ağırı Türk devletinin saldırıları oldu. Fakat yine de diğer bölgelerde yıkım olurken, bizim bölgelerimizde gelişme ve inşa var. Sosyal sistemde, zihniyette, yönetimde, eğitimde, savunma sisteminde gelişmeler var. Yani kendi kendini yeniden yaratan bir devrim var. Ancak Suriye’nin diğer bölgelerinde durum böyle değildir. Bazı bölgelerde rejim hakimiyeti var ve rejimin gerçekliği de zaten ortada. Diğer bölgeler de Türk devleti ve çetelerinin elindedir. Bu çeteler demokratik bir kültüre sahip olmadıkları gibi kendi iradeleri Türkiye ve dış güçlerin elindedir. Yani bulundukları bölgeleri toplumun iradesiyle geliştiremez, güven ortamı oluşturamazlar. Fakat Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde Demokratik Özerklik sistemi vardır. Bu sistem Demokratik Ulus anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayışta bütün halklar bir arada yaşamaktadır. Ayrıca kadın ve erkek açısından özgür ve demokratik bir toplum oluşturuluyor. Tüm bunlar, bölgenin her türlü saldırı ve baskıya rağmen zorlukları aşmasını ve gelişmesini sağlıyor” diye konuştu.

Bölge halkının 2011 yılından bu yana saldırılara karşı durduğunu vurgulayan Xelîl, “Halkımız, 2011 yılından bu yana direnişte. Bu direnişi farklı kılan özellik ise bütün halkların birlikte direnmesidir. Sadece Kürtler değil, Araplar, Süryaniler, bütün halklar birlikte ortak bir direniş sergiledi. Türk devleti Libya, Azerbaycan, Ermenistan, Somali, Keşmir ve daha birçok ülkeye müdahalede bulundu. Bu yerlerde gözle görülür bir direniş ortaya çıkmadı. Fakat burada durum farklıdır. Her ne kadar Türk devleti, coğrafi olarak bazı bölgeleri işgal etse de halklar, Türk devletinin planlarını gerçekleştirmesine izin vermedi, iradesini işgalcilere teslim etmedi. Türkiye, Kuzey ve Doğu Suriye’nin tamamını ele geçirmek istiyor. Şimdi Eyn İsa ve çevre köylerinde saldırı ve çatışmalar yaşanıyor. Yani Türkiye’nin saldırıları durmamıştır ancak bölge halklarının direnişi, Türk devletinin planlarının boşa çıkarmıştır” diye belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’nin demokratikleşmesini istemediğini ifade eden Xelîl, “Erdoğan, var olan diktatör sisteminin sürmesini istiyor. Suriye’de en ufak bir demokrasi çekirdeğinin dahi olmasını istemiyor. Beşar Esad’ın iktidarda kalması Erdoğan için sorun değil, fakat Kuzey ve Doğu Suriye’de demokratik bir sistemin inşa edilmesi onun için sorun teşkil ediyor. Demokratik sistemin başarıya ulaşmaması için çete gruplarını kullanıyor. Diğer amacı ise çete grupları eliyle Suriye’yi işgal ederek Türkiye topraklarına katmaktır” şeklinde konuştu.

Suriye’de yaşanan krizlerle ilgili yıl boyunca yaşanan gelişmelere değinen PYD Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, şunları söyledi: “Bildiğiniz gibi Suriye krizinin çözümü için ilk olarak BM Güvenlik Konseyi, 2254 sayılı kararı aldı. BM temsilcileri bu konuda görevlendirilerek Suriye’deki çevreleri bir araya getirmeye başladı. Amaç bir çözüm projesi geliştirmekti. Ancak onuncu yılına giren Suriye krizinde gözle görünür bir iyileşme yaşanmadı. Neden? Bunun çok nedeni var. En önemlisi kendini Suriye muhalefeti olarak tanımlayanların çoğunun Suriye ile ilgisi olmamasıdır. Hepsi Türk devleti ve Katar’a bağlı olarak hareket ediyor. Bunların hiçbir demokratik projesi bulunmuyor. Bir diğer neden ise Suriye hükümetinin çözüm konusuna ciddi yaklaşmamasıdır. Üçüncü neden Suriye krizine müdahil olan devletlerin kendi çıkarlarını gözeterek, çözüm girişimlerini görmezden gelmesidir. Her bir ülke kendi çıkarını gerçekleştirmek için uğraşıyor. Kimse Suriye halklarının yaşadığı acılara kulak vermedi. 2020 yılında Suriye krizinin çözümü için elle tutulur bir şey yapılmadı. Örneğin Suriye Anayasası için görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde en büyük eksiklik Suriye halklarının tamamen temsil edilmemesiydi. Türk devletinin baskısı sonucu Suriye’deki tüm halklar çalışmalara dahil edilmedi. Demokratik proje sahiplerinin çözüm görüşmelerine dahil edilmesi halinde bu devletlerin ciddi olduğuna inanabiliriz.”

Suriye hükümetinin çözüm görüşmelerine dair tutumunu değerlendiren Xelîl, “Suriye krizinin başından bu yana Şam hükümetiyle diyalog halinde olmak istediğimizi belirttik. 2020 yılında yaşanan ekonomik kriz, Sezar Yasası’nın yürürlüğe girmesi ve İran’a yönelik yaptırımların Suriye’yi etkileyecek düzeye gelmesine rağmen Suriye hükümeti, çözüme ilişkin bir adım atmadı. Bazı girişimler oldu ancak bunlar belli bir aşamaya götürülemedi. Bu görüşmelere Rusya’nın aracılık etmesini istememize rağmen netice elde edemedik. 2021 yılında diyalogların güçlü bir şekilde başlatılmasını umut ediyoruz. Hükümetin artık gerçekleri görmesi gerekiyor. Her geçen gün zayıflıyorlar. Çok zor bir durumdalar. Bu durumdan kurtulmasının yolu Özerk Yönetim ile barışmaktır. Böylesi bir adım Suriye krizinin çözümünün başlangıcı olur” dedi.

ENKS ile yapılan birlik görüşmelerine dair Aldar Xelîl, “2020 yılında Kürt ulusal birliğini sağlayarak Kürt halkının rüyalarını gerçekleştirmek istiyorduk. QSD Genel Komutanlığı’nın talebi üzerin PYD olarak PYNK ile birlikte çeşitli girişimlerde bulunduk. ABD’nin de aracılık etmesiyle ENKS ile çeşitli görüşmeler başlattık. ENKS, şimdiye kadar Rojava dışındaydı. Bulundukları cephe Kürt halkının çıkarlarına saygı duyan bir cephe değil, Efrîn’i işgal edenlerin cephesinde yer alıyorlar. Kürt bir yapının bu işgalin içinde yer almasını asla istemeyiz. Birkaç ay süren görüşmelerde birlik için önemli bir aşama kat edildi. Bazı anlaşmazlıklar oldu tabi ki. Bu da genel olarak yönetimle ilgiliydi. ENKS, Rojava yönetiminin yarısının kendisine verilmesini istiyordu. Bunun dışında toplumsal sözleşmenin değiştirilmesini istiyordu. Toplumsal sözleşmenin bazı tartışmalı maddeleri vardı. Eğitim ve eş başkanlık sistemi gibi… Bu konuda yürütülen tartışmalar da önemli bir aşamaya gelmişti. Ardından yaklaşan ABD seçimleri ve ABD temsilcisinin Washington’a dönmesi nedeniyle görüşmeler dondu. Görüşmelerin bir daha ne zaman devam edeceğini kestirmek zor. Fakat 2020 yılının ulusal birlik için önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olduğunu söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Kürt güçlerinin birlik olması gerektiğini vurgulayan Xelîl, şöyle devam etti: “Kürt partilerinin düşmandan uzak durması gerektiğini de her fırsatta dile getiriyoruz. Şu anda bizi ve halkımızı endişelendiren durum düşmanın oyunlarına gelinmesidir. Örnek vermek gerekirse, biz burada birlik olmak için görüşmeler yaparken, siz neden her gün Ankara’ya ziyarete gidiyorsunuz? Türk devletinin bizim hayrımıza bir şey istediğini mi düşünüyorsunuz? Türk devleti açık bir şekilde Kürt ulusal birliğinin sağlanmasını istemediğini söylüyor. Bir diğer konu ise şu; bizim burada oluşturacağımız ulusal birlik, Kürdistan’ın tüm parçalarına hizmet etmelidir. Birlik görüşmelerinin sürdüğü sırada Rojava sınırına yığınak yapılması ve PKK ile iplerin gerilmesi akıllara; ‘ne oluyor?’ sorusunu getiriyor. Sizin niyetiniz ulusal birlik sağlamak değil mi? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Rojava’yı çembere almak, gerillayı sıkıştırmak size ne kazandırıyor? Kötü niyet kabul edilemez. Böylesi kötü niyet görüşmelere de olumsuz yansıyacaktır. Hewlêr’de, Silêmaniyê’de, Efrîn’de, Amed’de ya da Kandil’de yaşananlar birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Biz burada birlik olmaya çalışıyoruz. Güçlerinizi getirip bizi kuşatın demiyoruz. Bizim tek isteğimiz ve amacımız Kürt ulusal birliğinin sağlanması ve Kürtlerin gücünün birleştirilmesidir.”

ABD’ye yaptığı çağrıyla Q-S-D’ye yardımların kesilmesini isteyen Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi Mesrur Barzani’yi eleştiren P-Y-D Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, “Sayın Mesrur Barzani’nin bu duruma biraz daha sorumluluk alarak yaklaşmasını beklerdik. ABD ve diğer devletlerle olan ilişkilerinde Rojava’nın desteklenmesini istemesi gerekirdi. Böylesi en doğrusu olurdu. Bütün dünyadaki Kürtlerin onuruna yakışan da bu olurdu. YPG ve YPJ dünyanın tüm halkları adına DAİŞ’le savaştı. Sayın Mesrur Barzani’nin bu güçlere sahip çıkması gerekirdi” dedi.

Irak merkezi hükümeti ile Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki “Şengal Anlaşması”nda Türkiye’nin rolü olduğuna dikkat çeken Xelîl, şöyle konuştu: “Bu coğrafyada yaşanan tüm gelişmelerde Türk devletinin rolü bulunuyor. Burada önemli olan Kürdistanlı hiçbir gücün Türk devletinin oyuncağı olmamasıdır. Şengal büyük acılar yaşadı. Êzidîler katliamlara maruz kaldı. Başur yönetiminden beklenen Şengal’in yeniden inşasına hizmet etmek ve güvenliğin yeniden tesis edilmesini sağlamaktı. Bunu yapacağına Türk devleti ve Irak hükümetiyle anlaşarak Bağdat’a; ‘Gel buraya gir’ diyor. Onların derdi Şengal halkının iradesi olan Özerk Yönetim’in ortadan kaldırılmasıdır. Fakat Türk devletinin amacı sadece bu değil tabi ki. Türkiye’nin planı Rojava’yı çembere almak ve bir bütünen demokratik sistemleri yok etmektir. KDP’nin buna alet olmaması gerekirdi. Yapılanlar 1996 yılını bizlere hatırlatıyor. 1996’da da Saddam yönetimine çağrı yaparak Hewlêr’in YNK’den alınmasına neden olmuşlardı. Şimdi aynı şekilde Şengal’i teslim etmeye çalışıyorlar. Şengal halkı kendi kendini yönetiyor. Onlarla anlaşamayabilirsin bu onların kendini yönetemeyeceği anlamına gelmez. KDP, Irak’la anlaşmak yerine, seçim yaparak ya da başka yöntemlerle bu sorununu çözebilirdi. Bu anlaşma Türk devletinin bir planıydı. KDP, bu siyasetten vazgeçmelidir.”

Aldar Xelîl, 2021 için şu mesajı verdi: “2020 yılı bizim için çok zor ve çetin bir yıl oldu. 2021 yılının özgürlük yılı olmasını temenni ediyorum. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’nin özgürleşeceği, halkların birliğinin sağlanacağı bir yıl olmasını diliyorum. İşgal altındaki şehirlerimizin özgürleştirilmesi çok gecikti. Halkımız bu konuda kederlidir. Kamplarda yaşayan binlerce insanımız evine dönmeyi bekliyor. Bizim görevimiz bu yerleri özgürleştirmektir. Halkımıza çağrımız özgürleştirme için el ele vermektir. Onun dışında 2021 yılında Şam hükümetiyle yapacağımız diyaloglar için çalışmaya devam edeceğiz. Her türlü fırsatı kullanacağız. Çözüm için elimizden geleni yapacağız. Yönetimlerimizin güçlendirilmesi ve halka temel hizmetleri götürmesi için çalışacağız. Birlikte demokrasinin numunesi olan Özerk Yönetim projelerini geliştirmeye devam edeceğiz. Bu temelde tüm halkımızın yeni yılını kutluyor, 2021 yılının herkese özgürlük ve huzur getirmesini temenni ediyorum.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir