Akşener: Erdoğan ve küçük ortağını iyi tanıyorum

Akşener: Erdoğan’ı, küçük ortağını, takındığı medeniyet ve hukuktan uzak tutumu konusunda, uyarmaya çağırıyorum. İYİ Parti lideri Meral Akşener, Selçuk Özdağ gazetecilere yapılan saldırılar ve MHP’lilerin...

Demirtaş’ın avukatları AİHM kararının uygulanması içim AYM’ye başvurdu

Arupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 'derhal tahliye edilmeli' kararına rağmen Selahattin Demirtaş serbest bırakılmamıştı. HDP'nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hakkında...

Soylu’ya küfreden kişi ‘Erdoğan’a hakaret’ten tutuklandı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun annesine küfür eden ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan şahıs, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaretten tutuklandı. Sosyal medyada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun annesine küfür...

Diyarbakır’da askeri araç 70 yaşındaki yurttaşı ezdi

Eğil'de askeri aracın çarptığı 70 yaşındaki Şükrü Günay ağır yaralandı. Diyarbakır'ın Eğil ilçesi Dere Mahallesi Beyaz Toprak mevkiinde 70 yaşında olduğu öğrenilen Şükrü Günay adlı...

Trump gitti, darısı bizimkine!

'Bir başkanın ardından, başta kendi halkı olmak üzere bütün dünyanın, “Nihayet gitti, kâbus bitti” diye sevinç çığlıkları atılması, lanetler ve beddualar okuması ne utanç...

AP Genel Kurulu, Demirtaş’ın acilen sebest bırakılmasını isteyen kararı onayladı

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda 'Türkiye'deki insan hakları, Demirtaş ve diğer siyasi tutukluların durumu' konulu oturumda oylama yapıldı. Avrupa Parlamentosu'nda HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş...

Sancar; Dimitrov gibi AKP’yi yargılayacağız

Aynı Kategoriden

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Kobanê soruşturmasını Leipzig Davası’na benzeterek, “6-8 Ekim olaylarının başlıca sorumlusu AKP’dir. Arkadaşlarımız, birer Dimitrov gibi AKP’yi yargılayacaklar” dedi. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, online gerçekleştirilen Parti Meclis (PM) toplantısında konuştu. Siyasal gelişmeler ve HDP’nin önümüzdeki dönem hazırlıklarının ele alındığı toplantıda Sancar, 2020 yılının zor ama umut dolu bir yıl olduğunu vurguladı. Sancar, “Çünkü umudu yaratan mücadele vardı ve bu mücadelenin motor gücü de HDP’ydi. Bütün zorbalıklara, baskılara rağmen ayakta durmayı başardı, dimdik durmayı başardı. Bununla kalmadı, büyümeyi de sürdürdü. HDP halkların umudu olmaya devam ediyor. O nedenle zorluklardan değil, umuttan bahsetmemiz gerekiyor 2021’i konuşurken. Bu umudu her yerde ciddi bir malzeme olarak konuşmamız gerekiyor. Bütün zorluklara rağmen mücadele mümkün ve gereklidir. Umut da bu mücadeleden doğar” dedi.

Sancar, HDP’ye dönük saldırılara dikkat çekerek, “Bunun çok yönlü sebepleri var. HDP’ye yönelik saldırılar sadece HDP’yi hedef almıyor. Sadece HDP’nin meselesi değil, aynı zamanda Kürt halkına yöneliktir. Ama sadece Kürt halkının da meselesi değildir. Tam tersine bütün Türkiye toplumunun, bütün Türkiye halklarının meselesidir. Sadece Türkiye haklarını da ilgilendirmiyor, bölgeyi de derinden etkiliyor. Yani bu iktidarın HDP’ye karşı, Kürt halkına karşı yürüttüğü politikalar bütün Türkiye halklarına yönelik. Aynı zamanda Ortadoğu politikaları da tam bu saldırılar üzerine kurulmaktadır” ifadelerini kullandı.

İktidarın adım adım ülkeyi “faşizme” sürüklediğini dile getiren Sancar, “Faşizmi kurumsallaştırmak için her yolu deniyor ama karşısında bir direnç olduğunu biliyor ve bu direncin kaynağının yine HDP olduğunun farkında. O nedenle HDP’yi devre dışı bırakmak için her yolu deniyor

ama başaramıyor. Başaramayacak da. Biz bundan eminiz, onların da emin olacağı noktayı göstereceğimizi biliyoruz” dedi.

“Kobanê soruşturması” kapsamında hazırlanan iddianameye ilişkin Sancar, Kobanê’de sadece DAİŞ’in yenilmediğini, aynı zamanda AKP’nin Suriye ve Ortadoğu politikalarının da çöktüğünü belirtti. Sancar, “Çünkü AKP iktidarının temel politikası, o dönem Suriye’den başlayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarı aracılığıyla, Sünni bir eksen yaratmak ve mezhepçi Sünni eksenin hamiliğini üstlenerek Ortadoğu’da hegemonyal hayallerini hayata geçirmekti. İşte bu yolda ilerleyebilmek için Kobanî’nin IŞİD tarafından düşürülmesi gerekiyordu. AKP iktidarının yatırımları bu yöndeydi. Bütün çabaları da bu yöndeydi. Bütün dünya halkları tarafından bu gerçek biliniyor. IŞİD’in yenilgisi ile AKP’nin Suriye planları ve hayalleri suya düştü. Bu bozgunun yarattığı öfke dinmedi” diye belirtti.

Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu öfke sonraki yıllarda farklı şekillerde yine yankı buldu. Türkiye ve AKP politikalarında bu öfkenin derin izlerini görebileceğimiz pek çok tecrübe yaşandı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin bir diğer hayali suya düşmüştü. O da erkenden tek adam rejimini kurma hayaliydi. Bu ikisi birleşince AKP’nin uzun vadeli, kapsamlı planları devre dışı kaldı. Bunun yarattığı travmalar büyüdü. Bu iktidar travmaların etkisiyle daha baskıcı politikalara, zulüm ve savaş politikalarına yöneldi. Kobanî protestoları denen olaylar da tam o sırada, IŞİD’in Kobanî’yi düşürmek, işgal etmek istediği sıralarda gerçekleşmişti. O sırada yine unutmayalım Erdoğan’ın ‘Kobanî düştü düşüyor’ sözü vardı. Bütün bunlara dönüp baktığımızda 6-8 Ekim’de yaşananlarda sorumlu olan o dönemin iktidarıdır. Sorumlu olan AKP’dir. Siyaseten de hukuken de sorumludur.

Ama yıllarca bu olaylar bir kenara bırakıldı, üzerinde konuşulmadı. Ne zaman ki AKP düşmanlaştırma politikalarına ihtiyacı olduğunu düşündü, o zaman devreye soktu ve bize karşı saldırının kozu haline getirdi. Bunları seçim dönemlerinde yaptı. 2018’de yaptı, referandumda yaptı. İhtiyacı olduğu her zaman bu yalanları ısıttı, servis etti. En son bu yıl içinde özellikle Selahattin Demirtaş’a karşı yürütülen saldırılarda Kobanî olayları yeniden kullanıldı. Kurgulanan şeyin hangi amaca yönelik olduğunu iyi görmek gerekiyor. Bir benzetme yapmak gerekirse, tarihten bazı dersler çıkaracağımız önemli bir olayı akılda tutmak gerekiyor. AKP’nin amacı HDP’yi ve Kürt halkının direngen mücadelesini devre dışı bırakmak. Bu neden gerekli? Kendileri için. Çünkü diktatörlüğü halk oyuna dayanarak meşrulaştırmak amacı güdüyorlar. Halk oyu ile diktatörlüğü meşrulaştırabilmek için HDP’nin mutlaka etkisiz hale getirilmesi gerekiyor kendilerine göre. Fakat bunu beceremiyorlar. Operasyonlar, saldırılar yapıyorlar; yasaklar koyuyorlar ama beceremiyorlar. Çünkü HDP güçlü bir halk desteğine sahiptir. HDP, mücadelesini ve direnişini kararlılıkla taviz vermeden sürdürmektedir.

Bakın 6-8 Ekim olayları gerekçesiyle açılan dava hiçbir mantıkla açıklanamayacak bir kurguya sahiptir. Bırakın hukuku. Hukukla bu süreci açıklamanın bir gereği ve anlamı yoktur çünkü ortada hukuk garabetinin ötesinde bir durum vardır. Bu hem absürt bir durumdur hem de tehlikelidir. Bu tehlikeyi herkesin mutlaka görmesi gerekiyor. Ben iddianameyi okuduğumda aklıma ilk 1933 tarihinde yaşanan Alman Reichstag yangını geldi. 1933 yılının Şubat aylarında Alman Parlamento binası yakıldı. Hangi şartlarda gerçekleşti bu olay? Hitler şansölye olmuştu, Başbakan olmuştu ve genel seçim kararı almıştı. Bu genel seçim kararı, kendisi için diktatörlüğe giden en önemli hamlelerden biriydi. Genel seçim ortamında diğer partileri susturmak için oyunlar tezgahladılar. Alman Parlamentosu binası 27 Şubat akşamı ateşe verildi, yakıldı. Ertesi gün operasyonlar başladı. Hitler ve kadroları bu yangını komünistlerin çıkardığını iddia ettiler. Hemen yasakları devreye soktular. Kendilerine yakın bir parti hariç bütün diğer partilerin seçim çalışmalarını yasakladılar. Daha sonra da bir dava açıldı. Leipzig kentinde görüldü bu dava.

Tarihi bir davadır, dünya kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim üzerinden yürütüldü bu dava; Dimitrov. Fakat yargılanan Dimitrov olmadı. Tam tersi oldu. Dimitrov, tarihe parlak Leipzig Savunması olarak geçen bir savunma yaptı ve Nazi rejimini yargıladı. Evet, yargı kendilerinin elindeydi. Belki devlet aygıtı kontrol ediliyordu, belki kamuoyu kontrolü tam olarak sağlanmıştı ama direniş de vardı. İşte bu iddianamesi kabul edilen 6-8 Ekim protestoları yargılamalarını abartısız Leipzig Davası’na benzetebiliriz. Leipzig Davası, Hitler’in diktatörlüğe giderken kullandığı en önemli araçtı, en önemli bahaneydi. Daha sonra bu yangını Nazilerin çıkardığı anlaşıldı, asıl kendileri bir komplo ile Parlamento binasını yakmışlardı ve daha sonra da muhalefeti, devrimci güçleri tasfiye etmek için bu yangını bahane olarak kullandılar.

Biz de ısrarla söylüyoruz 6-8 Ekim olaylarında ne yaşandıysa bunların başlıca sorumlusu AKP’dir. AKP kendisinin sorumlu olduğu bir dönemden bizi yargılayarak kendisini aklamaya çalışıyor. Ama başaramayacak. Çünkü bizde de Dimitrovlar var. Orada yargılanan bütün arkadaşlarımızı, HDP’yi merkeze aldılar. HDK’yi de, DTK’yi de, DBP’yi de, kadın kuruluşlarını da hedefe koydular. Başka yerlere de genişlettiler davayı, kendi inandırıcılıklarının ortadan kaldırdıklarının farkında değiller. Ama burada hedefin HDP ve HDP ile siyaset yürüten kurumlar olduğunu biliyoruz. Bu kurumları çökertme planları olduğunu da biliyoruz.

Yargılanacak arkadaşlarımız, AKP’yi yargılayacak. Sanırım ilk duruşma 25 Nisan’da görülecek. Burada yargılanacak arkadaşlarımız AKP’yi yargılayacaklarından hiç şüphemiz yok. Birer Dimitrov gibi AKP’yi yargılayacaklar. 6-8 Ekim olaylarının hesabı mutlaka sorulacaktır. Bu yargılama, bunun için güçlü bir platform olacaktır. Bizlere düşen bu sürece tam olarak hazırlanmak, her aşamasını titizlikle takip etmek her adımımızı aynı özenle oluşturmaktır. Buradan kazanarak çıkacağız. Türkiye halkları kazanarak çıkacaktır. Faşizme giden yolda bu davayı boşa çıkaracağız. Bu davanın Alman Parlamentosu yangını davasına benzeyen bir diğer yanı da Nazilerin faşizmi yaratmaya çalışırken geçtikleri en önemli dönemeç olmasıdır. Buradan da Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin ders çıkarması gerektiğini hatırlatayım. Eğer gerçekten bu iktidar, bu planında başarılı olursa Ertuğrul Kürkçü’nün güzel ifadesiyle, Türkiye halkları için ebedi kış başlayacaktır. O nedenle biz direneceğimizi biliyoruz. Haklılığımıza inancımız tamdır. Halkımızın desteğinden zerre şüphemiz yok. Ama bu mesele sadece HDP’ye bırakılamaz. Türkiye’de bütün demokrasi güçleri, adalet isteyen, faşizmin kurumsallaşmasına karşı çıkan bütün güçler, kendi görevlerini dikkatle tartışmalı ve bunun gereğini yerine getirmek için mutlaka hareket etmelidir. Bu çağrı mutlaka dikkate alınmalı mutlaka kayda geçmeli ve mutlaka en ciddi şekilde tartışılmalıdır.

Biliyorsunuz AİHM davası var ayrıca. Demirtaş şahsında sembolleşen bir dava. Bu davada da sadece Selahattin Demirtaş söz konusu değil. AİHM’in Demirtaş davasında verdiği karar tam da 2014’ten bu yana bu iktidarın, partimize ve Kürt halkına karşı yürüttüğü tüm kumpasların tek tek deşifre edildiği ve mahkum edildiği bir karardır. AİHM kararı bize yöneltilen tüm operasyonların kumpas olduğunu ortaya koyuyor.  Kararda ilk acil talep bir an önce Demirtaş’ın serbest bırakılmasıdır. Sadece Demirtaş ile ilgili olmadığını belirttim. Çünkü aynı zamanda dokunulmazlıkların kaldırılmasının uygun olmadığını belirtiyor AİHM. O dönem tutuklanan ve bize göre siyasi rehine olan bütün arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Biz bunun için gerekli çalışmaları yürütmekteyiz. Kampanyalarımız, uluslararası alanda ve Türkiye’de çeşitli çalışmalarımız olacak. Arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Fakat iktidarın bunu yapmayacağını bildiğimiz için en güçlü mücadeleyi yürütmeyi önümüze koyduk.

Şimdi bir hatırlatma daha yapmak zorundayım ama bunu bu davaları yürüten iktidara ve bu davaları açan savcılara ve nihayet karar verecek hakimlere bir hatırlatmadır. Leipzig duruşmalarında görev alanlar 12 yıl sonra belki ama yargılandılar. Nürnberg’de mahkum edildiler. Biz de 6-8 Ekim yargılamalarının zaten çökeceğini, güçlü Dimitrov duruşuyla boşa çıkarılacağını biliyoruz. Bu girişimin içinde olanların hepsi, tepeden tırnağa iktidarıyla, savcılarıyla, eğer adil karar vermezlerse hakimleriyle bir gün kendilerini meşru, tarafsız yargı organlarının önünde sanık olarak göreceklerdir. Yakın tecrübeler de bunu gösteriyor. 6-8 Ekim yargılamaları tipik bir cemaatçi yargılamaları pratiğini ortaya koyuyor. Bu yargılama cemaatle gerçek bir mücadele yapılmadığını bize gösteriyor. Çünkü cemaatçi savcıların tüm kumpas davalarında uyguladığı tüm yöntemleri bu davalarda bize karşı uyguluyor bu iktidar. 

HDP’ye yönelik tehditler başka alanlarda da devam ediyor. Kapatma tartışmaları var. Bunun ciddiye alınacak bir tarafı yok. Bu konuda kimsenin en ufak bir tereddüdü olmasın, zaten sizlerin yoldaşlarımızın halkımızın tereddüdü olmadığını biliyoruz. Türkiye halkları da en ufak bir şüphe duymasınlar. HDP yoluna devam edecektir. Faşizmin kurumsallaşması yönündeki hamleleri tek tek boşa çıkaracaktır. Demokrasi güçlerini kararlı mücadelesi ile bir araya getirmeyi başaracaktır. Uzak olmayan bir zamanda, hatta yakın bir zamanda bu gidişatı durduracak ve gerekli demokratik dönüşümün sağlanması için de en etkili rolü oynayacaktır.

Direnmek bizim en iyi bildiğimiz şeydir, direniyoruz ama direnmek tek başına bir hedef değildir. Direnmek inşa etmek içindir, geleceği kurmak içindir. Biz bütün bu saldırılara karşı direniyorsak bu saldırıların arkasındaki politikaların tersini, bu saldırıların arkasındaki zihniyetin tersini inşa için direniyoruz. HDP bir inşa gücü olma yolunda, demokratik cumhuriyetin inşa gücü olma yolunda yürüyüşünü kararlılıkla sürdürüyor. 2020 yılı bize bu konuda önemli dersler verdi, çok önemli birikimler bıraktı. 2021 bir inşa yılı olacaktır. Her alanda, her konuda demokratik cumhuriyetin bütün unsurları ile yerleşebileceği yolu açmanın temel gücü olacaktır HDP. İşte ‘direne direne kazanacağız’ derken kastettiğimiz budur. Direniyoruz, ayakta kalıyoruz, bununla da yetinmiyoruz. Yürüyüşü daha güçlü sürdürmeye devam ediyoruz. Bu yürüyüşün sonunda mutlaka kazanacağımızı biliyoruz.”ma

Tüm Haberler

İlgili olabilecek haberler