Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Konuştu, bırakın aslanı kedi gibi

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Konuştu, bırakın aslanı kedi gibi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Konuşmasına “Emperyal güçlerin bakışını, gölge düşürmesini asla kabul etmiyoruz” sözleriyle başlayan Kılıçdaroğlu, “Beceriksiz bir yönetimin Türkiye’yi getirdiği noktadır bu. Erdoğan tam 3 gün sustu. Erdoğan’ın trolleri “Ey Kılıçdaroğlu ne diyeceksin” diye sosyal medyada bekliyorlardı. Erdoğan bir dünya lideri, Erdoğan bir aslan. Erdoğan bir kükreyecek ki herkes duyacak bu kükremeyi. Erdoğan konuştu, bırakın aslanı kedi gibi bir miyavlama sesi geldi” ifadelerinde bulundu. Kılıçdaroğlu, ABD Başkanı Biden’ın ‘soykırım’ ifadelerine karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrını eleştirerek, “Erdoğan konuştu, bırakın aslanı kedi gibi bir miyavlama sesi geldi” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından öne çıkan satır başları: Türkiye tarihi günler yaşıyor. Akli baliğ olan her bir vatandaşımızın tek tek sorumluluğu var. Bu ülkenin geleceği konusunda her birimizin sorumluluğu var. Sandığa gidip oy atarken de siyasal iktidarı yargılarken de sorumluluğumuzun bilincinde olmalıyız. Her birimiz huzur içinde birlikte yaşamak istiyoruz. Görüş farklılıklarımız farklı olabilir, ama bu ülkede beraber birlikte yaşamak istiyoruz. Bu ülkenin üzerine düşecek hiçbir gölgeyi kabul etmiyoruz. Emperyal güçlerin bakışını, gölge düşürmesini asla kabul etmiyoruz. 20-26 Nisan tarihlerinde 847 bin 164 haneye belediye başkanlarımız ayni yardım yaptılar. 221 bin 508 haneye nakdi yardım yaptılar. Mansur Yavaş, tam kapanmayla beraber özel bir çalışma yaptı ve 18 bin 500 esnafımıza 400 TL nakdi yardım desteği, 13 bin aileye başkent kartları dağıtarak 400 lira destek verdi, 113 bin aileye verilecek destek 45 milyon 200 bin lira. Bizim Cumhuriyet tarihimizde hiç görülmemiş bir sey oldu. Ekmek pahalı olamıyor. İBB’nin ucuz ekmeği var. Ekmek büfesi koyuyor Ümraniye’ye. “Vay efendim burada ucuz ekmek satamazsın” niçin? Sen veremiyorsun, bırak bari o versin. Bir dilim ekmeğe savaş açtılar. Tam bir ibret tablosu. Rize İkizdere ilçesinde köylüler “Köyümüzün taşını, toprağını, ağacını vermeyiz” diyorlar. “Köyümüzü ranta teslim etmeyiz” diyorlar. Buradan o köylü kardeşlerimin tümüne kucak dolusu sevgilerimizi, saygılarımızı gönderiyoruz. Üç hafta tam kapanmaya gidiyorlar. Doğru mudur, doğrudur. Ama kapanma yapmak yeterli mi? Hayır. Dükkanı kapattın. Gündelikçiler var. Nasıl geçinecek bunlar? Şimdi bekliyoruz. Bir sosyal yardımı açıklamasını bekliyoruz. İnsanların hayatı her seyin üstündedir. Ama o insanların beslenmeye ihtiyacı var. Sosyal programı bekliyoruz. Bu süre içinde tüm icra takiplerinin durması lazım. Erdoğan nihayet dediğimi yaptı, turizmcileri çağırdı. Kısa çalışma ödeneğinin süresini de uzattı. Doğruya teşekkür etmek de benim görevimdir. Doğrunun her zaman yanında ve arkasındayız. Yanlış olduğu zaman da eleştiririz.  1915 konusu önce yabancı haber ajanslarında ve medyada yer aldı. “Biden bu yıl 24 Nisan’da konuşurken ‘soykırım’ı kabul edecek” diye. Washington temsilcimizi aradım. Doğru mu diye sordum. Evet doğru dediler. Onun üzerine 22 Nisan’da bir açıklama yaptım. Biden’ın böyle bir açıklama yaptığında Türkiye ve ABD arasında onarılmaz hasarlara yol açabileceğini, bu işin siyasetçilerin değil, tarihçilerin görevi olması gerektiğini açıkladım. Biden açıklama yaptı ve soykırım sözcüğünü iki kez kullandı. Bu Türkiye açısından çok büyük bir talihsizlik. Bugüne kadar pek çok iktidar geldi gitti. Ama hiçbir ABD Başkanı 1915 olaylarını bir soykırım olarak tanımlamadı. 

1915 olaylarının bizim ve ermeniler arasında ciddi travmalara yol açtığı bir gerçektir. Siyasetçilere düşen görev; geçmişin acılarını bugün siyasi malzeme konusu yapmamalarıdır.  1915 olayları acı mıdır? Evet acıdır. İncelenmeli mi? Evet, gerekirse incelenmeli. Politikacılar değil, tarihçiler yapmalı. Türkiye bu konuda her zaman hazır olduğunu ifade etti. Arşivlerimizi açıyoruz tarihçiler gelsin baksın dedi. Ama Ermenistan’da açsın arşivini. Böylece tarihçiler gerçek bilgiye ulaşsın. 1915 olaylarını tartışmayacağım o tarihçilerin görevidir. Ama eğer 19 Mayıs 1985 tarihinde New York Times ve Washington Post gazeteleri görülseydi ve o gazeteler sayın Biden’ın önüne konulsaydı belki böyle bir açıklama olmayacaktı. Çünkü o tarihte çok sayıda tarihçi 1915 olaylarının bir soykırım görülmeyeceğini, adlandırılmayacağını ilan ediyorlardı bütün dünyaya. Ama o zaman bir devlet vardı. Beceriksiz bir yönetimin Türkiye’yi getirdiği noktadır bu. Erdoğan tam 3 gün sustu. Erdoğan’ın trolleri “Ey Kılıçdaroğlu ne diyeceksin” diye sosyal medyada bekliyorlardı. Erdoğan bir dünya lideri, Erdoğan bir aslan. Erdoğan bir kükreyecek ki herkes duyacak bu kükremeyi. Erdoğan konuştu, bırakın aslanı kedi gibi bir miyavlama sesi geldi. Kendi ülkesinin çıkarlarını savunmaktan aciz olan bir kişiyle karşı karşıyayız. “Acaba biraz sert konuşursam başıma bir şeyler gelir mi?” Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana 1915 olaylarını Amerika’daki hiçbir başkan soykırım olarak tanımlamazken neden şimdi tanımladı. Bu soru önemli. Asıl sorulması gereken soru bu. Biden’a kızmanın bir alemi yok. O kendi iç politikasının gereğini yapıyor. 

Erdoğan’ın şahsım hükümeti. Yani diyor ki, “ben Türkiye Cumhuriyeti devletini aile şirketi şeklinde yöneteceğim” öyle de yapıyor. Şahsıma aittir bu devlet diyor. 83 milyonu yok sayıyor. Kendi partileri de dahil partileri yok sayıyor.  Eski milletvekilleri, rüşvetçilerin tamamını getirdi büyükelçi yaptı. Rüşvetçiden büyükelçi olur mu? Bu kişiyi siz başka bir ülkeye gönderiyorsunuz. Arabasında Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı var. Çifte vatandaşlığa sahip olanlar bile büyükelçi olarak atandı. Dışişleri bakanı kim Türkiye’de? Mevlüt Çavuşoğlu mu? Zurnanın son deliği. İbrahim Kalın mı? Arada bir konuşuyor. Hulusi Akar mı? Bazen öyle, bazen şöyle. Fahrettin Altun mu? En yetkin kişi. Bunların hepsi bakıyorsun konuşuyor. Türkiye’nin bu denli itibar kaybına uğramasının temelinde ülkenin yönetilmemesi geliyor. Akılla yönetilmiyor Türkiye. Dış politikanın ne olduğunu, tarihsel derinliğini bilirler mi? Bir büyükelçi olmanın hangi süreçlerden geçtiğini acaba bunlar bilir mi? Ne kadar üçkağıtçı adam varsa büyükelçi tayin edeceksin sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük devlettir diyeceksin.

Erdoğan’ın aleyhinde bir sürü pankartlar asılmış. Dünyanın parasını ödediler, “Erdoğan’ı seviyorum” diye. Türkiye’yi seviyorum diyen yok. Çünkü şahsım devleti. Başka bir ülkenin içişlerine karışmayacaktır. Her ülkeninkine karıştık. Kendi ülkesini değil başka ülkeleri adam etmeye çalışıyor. İhvan neyi öngörmüşse aynı politikayı uyguluyorsun. Arap dünyasında karışmadığı hiçbir ülke kalmadı. Kadim dostumuz Mısır ile aramızı bozdu. Mısır’ın terörist ilan ettiği kişileri İstanbul’a getirdi. İmkanlar sağladı, televizyon, radyo kurdurdu. Yanlış yapıyorsun dedik. Sen Mısır’ın önemini bilmiyor musun? Bilmiyor, çünkü tarih bilmiyor. Peki bölücü örgütlerini bir başka ülke oturup ağırladığında biz itiraz etmiyor muyuz? Bu kadar beceriksiz, dünyadan bu kadar habersiz ilk kez bir kişiyi görüyorum.Suriye’de ne işin vardı senin? Bir gün önce dost dediğine ertesi gün düşman diyor. Sen de söylem bilinci, ahlak yok mu? Neden çünkü emperyal güçler öyle istedi diye. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler emperyalizmin uşağı olursa bu noktaya geliriz işte. 600 bin kişi hayatını kaybetti Suriye’de, 3 milyon kişi Türkiye’ye irtica etti. 24 saatte Emevi camisinde namaz kılacaklardı, Süleyman Şah türbesini taşıdılar.Bahçeli’ye söyleyeyim, kendi bayrağını indirip kendi toprağından Süleyman Şah türbesini kaçıranlara ne zamandan beri milliyetçi deniliyor? Benim bildiğim onlar vatan hainidir.İdlib’te 36 askerimiz şehit edildi hesabını soramadılar. Koşa koşa gittiler dakikalarca ayakta beklediler. Bu ülkenin saygınlığını nasıl ayaklar altına alıyorsunuz siz. Koltukları, paraları uğruna vazgeçmeyecekleri hiçbir değer yoktur bunların. Bu ülkeye verecekleri toplu iğne ucu kadar fayda yoktur.

Avrupa Birliği’ne tam üye olacağız, demokrasi gelişecek, özgürlükler gelişecek, yargı bağımsız olacak ve biz bütün mazlum milletlere örnek olacaktık. Şimdi totaliter bir ülke olarak tanımlanıyor Türkiye. Öyle bir noktaya geldik ki, yabancı bir ülkenin başkanı Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı koltuğunda oturan adama “Aptal olma” diyor. Nasıl oluyor bu ya? Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılayamazsın demesi lazım. Bir de kalktı Trump’ın seçim kampanyasına destek verdi.Askerimizin başına çuval geçirdiler. Nota vereceksiniz mi diyorlar ne notası müzik notası mı diyor. Reza Zarrab için iki kez nota verdin. Bütün sırlarını biliyor diye. Rüşvet yemeyeceksin, almayacaksın kardeşim. Fakir fukaranın parasını almayacaksın, alırsan böyle burnundan fitil fitil getirirler.Biz bir pankart astık. Bütün il ve ilçelere. “128 milyar dolar nerede?” diye. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Merkez Bankası kasasında kendisine ait bir doları bile yok. Onun için soruyoruz. 128 milyar doları kime verdiniz? Eğer bir ülkenin kasasında kendisine ait bir dolar dahi yoksa, bunu sadece ben görmüyorum bütün dünya görüyor. 128 milyar dolarını birilerine vererek, yok ederek Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını tehlikeye attınız. 4 milyar 163 milyon dolar. 2009’da Merkez Bankası bunu satmış. Yolsuzlukları araştırma komisyonu kuruldu. AKP ilk iktidar olmuştu. Yolsuzlukların üstüne gideceklerdi. Bende o komisyonun Cumhuriyet Halk Partisi adına üyesiydim.Ve Erdoğan 2010 yılı bütçesi görüşülürken satılan 4 milyar dolarla ilgili diyor ki; “O gece en fazla alım yapan 9 bankanın satın aldığı döviz miktarı 4 milyar 163 milyon dolardır ve bir gün sonra bu bankaların karı kur arttığı için 1 katrilyon 635 trilyon liraya çıktı, bunun hesabını soracağım diyor” 4 milyarın hesabını soruyor. 128 milyar dolar nereye gitti?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir