Mithat Sancar: Yargılayan biz olacağız

Mithat Sancar: Yargılayan biz olacağız

Sancar, mücadelelerinin kararlılığını, halk desteğinin büyüyerek devam ettiği sürece iktidarın hesaplarının tutmasının mümkün olmadığını belirterek “Hem tarih önünde hem de mahkeme salonlarında bizler yargılayacağız” dedi.

“Kobanê Davası”nın; 7 Haziran 2015, 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimlerinin kaybı ile Dais’in Kobanê’de yenilgisinin yarattığı öfkeden kaynaklanan bir intikam davası olduğu tespitini yapan Hdp Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, iddianameyi hazırlayanların, dönemin iktidarını gizli sanık konumuna yerleştirdiklerini, iktidar içi hesaplaşmada davanın önemli bir araç olarak kullanılacağını belirtti. İlk duruşması 26 Nisan’da görülen “Kobanê Davası”nda aralarında Hdp’nin rehin tutulan eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da bulunduğu 108 kişi yargılanıyor. Davanın ikinci duruşması 18 Mayıs’ta görülecek. “Kobanê Davası”nı, perde arkasını ve olasılıkları Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’la konuştuk.

Bu konu çok tartışıldı, ancak, yine de değerlendirmenizi almak istiyoruz. Bu dava, Kobanê direnişinin üzerinden 6 yıl geçtikten sonra neden gündeme getirildi? Bununla ne amaçlanıyor? Bu bir kumpas davasıdır. Kumpas davası demek, bir davanın temelsiz, delilsiz, dayanaksız olması anlamını taşır. IŞİD’in Kobanê saldırısının, bu saldırıya karşı gerçekleştirilen protestoların ve IŞİD’in yenilgisinin ardından 6 yıl geçti. Bu süre zarfında hiçbir işlem başlatılmamışken şimdi bu denli ağır cezalar istenilen kapsamlı bir dosyanın hazırlanması ve gündeme getirilmesi, ortada hukuken açıklanacak bir durum olmadığını, aksine siyasi bir kumpasın var olduğunu gösteriyor. Söz konusu olan, HDP’ye ve Kürt halkına yönelik bir intikam davasıdır. IŞİD’in Kobanê’de yenilmesinin yarattığı sonuçların öcü alınmak isteniyor. Isıd’in yenilgisi sadece Kobanê’nin kurtarılması demek değildir, Kobanê’deki direniş aynı zamanda Kürt halkının Ortadoğu’da siyasi özne olarak konumunu sağlamlaştırması ve uluslararası alanda bu konumun büyük saygı görmesidir. Dolayısıyla bu, iktidarın hesaplarını da devlet aklının planlarını da ciddi ölçüde bozdu ve bu iki kesimi derinden rahatsız etti. Aradan epey zaman geçmesine rağmen AKP iktidarı ile devlet aklının geleneksel sahipleri, bu meseleyi yeniden gündeme getirmenin mümkün olduğuna kanaat getirdiler. Yargıyı ve medyayı kontrol ettikleri için IŞİD yenilgisinin intikamını bu yolla almayı planlıyorlar. 

Hdpö bu iktidara, özellikle de AKP’ye seçimlerde yenilgiyi tattıran en önemli aktördür. HDP, devletin bütün imkanları kullanılarak uygulanan her türlü baskı ve zulüm yöntemine rağmen diz çökmeyen, vazgeçmeyen, mücadeleye devam eden bir siyasi oluşumdur. Türkiye’de gerçek muhalefetin ve alternatif yaşamın tek adresidir. Bu direniş ve güç iktidarı hırçınlaştırıyor, öfkelendiriyor. Dolayısıyla HDP’den hem IŞİD yenilgisinin hem 7 Haziran 2015 seçimlerinin hem de 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimlerinin intikamını almak istiyorlar. HDP’ye yönelik operasyonlar, bu bağlamda ele alınması gereken bir tasfiye planının aşamalarıdır. İktidar bloku, Kürt halkını ve demokratik siyaset geleneğini denklem dışı bırakmak istiyor. Böylece hedeflerine daha kolay erişebileceğini düşünüyor. “2023 hedefi”ni boşuna telaffuz etmiyorlar. Türkçü-İslamcı bir iktidarla tekçi, otoriter bir yönetim modelini yerleştirmeyi arzuluyorlar. Bunun önünde en büyük güç Kürt halkının direngen mücadelesi ve HDP’nin demokratik siyasette ısrarıdır. Bu ikisini tasfiye ederlerse yollarına daha rahat devam edeceklerini varsayıyorlar. 

Kürdistan’da kapsamlı bir konsept devrede. Bu konsept aslında 2014 çöktürme planının devamı olarak değerlendiriliyor. HDP’ye yönelik operasyonlar sürüyor. HDP’yi kapatma, pasifize etme, “Kobanê Davası” konseptini nasıl değerlendiriyorsunuz? HDP’nin kapatılması mümkün mü? Bunun mümkün olmayacağını biraz tarih bilgisi ve siyasal perspektifi olan herkes görebilir. Üstelik bu olanlar ve yöntemler yeni de değil, nerdeyse yüzyıllık bir geçmişe sahip. Şark Islahat Planlarından mı, sistematik olarak uygulanan inkâr ve imha politikalarından mı söz edelim? Hiç birinden iktidarların murad ettiği şeyler gerçekleşmedi; tam tersine Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve demokratik siyasette ısrarı büyüyerek devam etti, ediyor. Daha önce geleneğini devraldığımız partiler kapatıldı, milletvekillerimiz, pek çok siyasetçimiz ve çalışanımız gözaltına alındı, tutuklandı, zindanlara atıldı. Şu anda da pek çok arkadaşımız siyasi rehine olarak cezaevlerinde tutuluyor. Fakat bunların hiçbiri Kürt halkını özgürlük mücadelesinden, demokratik siyaset anlayışından ve barışçıl çözüm hedefinden alıkoyamadı. Aksine kararlılığımız ve gücümüz arttı, yolumuz genişledi ve birlikte yürüdüğümüz kitle her geçen gün büyüdü. 

Erdoğan hükümetinin DAİŞ’le ilişkileri değişik şekillerde ortaya çıkmıştı. Hatta Rus uçağının düşürüldüğü zaman Rusya bu belgeleri açıklamıştı. Kaldı ki DAİŞ dünyada terör örgütleri listesinde yer alıyor. Ancak dikkat çekici olan faşizm uygulayanların değil, faşizme karşı mücadele edenlerin yargılanması. Bu durumu düzeltmek için nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Yargılanan arkadaşlarımız hakikati ortaya koyacak yöntemleri çeşitli platformlarda ve mahkemelerde pek çok kez ortaya koydular, koymaya da devam edecekler. Hakikati açığa çıkarmak kimlerin hangi iddialarla, nasıl suçlanacağına bağlı olarak gerçekleşecektir. Burada asıl yargılanması gereken, başından beri Suriye’de izlediği politikayla yıkımlar yaratan AKP zihniyeti ve onun desteklediği, yardım ve yataklık ettiği çetelerdir.  Kaldı ki Kobanê’de yaşananlar sadece orayla sınırlı da kalmadı. O günden bu güne Suriye’de insanlığa karşı suçlar işleniyor. Kobanê pilot davadır, Kobanê direnişi de sonrası da bu açıdan bir dönüm noktasıdır. Elbette arkadaşlarımız hukuki ve siyasi stratejiyi buna göre belirlediler, partimiz de genel yaklaşımını bu çerçevede oluşturdu. Hem tarih önünde hem de mahkeme salonlarında bizler yargılayacağız. Hakikatin ortaya çıkması demek adaletin sağlanması demektir. Hakikat olmadan adalet olmaz, adalet olmadan demokrasi ve barış olmaz. Bizim hedefimiz bütün alanlarda olduğu gibi bu yargılamada da hakikati adaletle buluşturmak, adaleti hakikat üzerine kurmak, barışı da bu ikisinin üzerine inşa etmektir. Demokratik çözümün yolunu da böyle açacağız.

Sizler hakkında açılan “Kobanê Davası”nın devletin aleyhine dönme ihtimali var mı? İddianamede son derece çelişkili şeyler var. Mesela arkadaşlarımıza isnat edilenlerin önemli bir kısmı çözüm sürecinde yaşananlarla ilgili. Çözüm süreci sanki tek taraflı yürütülmüş gibi çarpık bir algı yaratılmaya çalışılıyor.  Oysa çözüm süreci bağlamında arkadaşlarımıza isnat edilen her “suç”tan aynı zamanda o gün iktidarda olanlar da sorumludur. Yani bu iddianameyi hazırlayanlar bir bakıma dönemin iktidarını gizli sanık konumuna yerleştiriyor. Bu nedenle Kobanê Davası’nı hafife almamak gerekir. Günü geldiğinde bu dava, şu anda ittifak halinde olanların çekişmelerinde ve iktidar içi hesaplaşmasında önemli bir araç olarak kullanılacaktır. Eninde sonunda başaracağımıza, kazanacağımıza inanıyoruz.  Bunun öyle uzak bir gelecekte olacağını da sanmıyorum. Bu mücadele bu kararlılıkla, halk desteği bu şekilde büyüyerek devam ettiği sürece iktidarın hesaplarının tutması da bizim kaybetmemiz de mümkün değildir. Tam tersine kazanacağımıza olan inancımız tamdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir