Beytocan: Ben Diyarbakır’a küstüm

Beytocan: Ben Diyarbakır’a küstüm

Sanatçı Beytocan şu ana kadar 4 albüm çıkarabilmiş. Buna rağmen tüm Kürtlerin yakından tanıdığı bir isim. 1991’den bu yana İsveç’te yaşayan sanatçının şarkıları hala dilden dile dolaşıyor.

Son bir yıldır Beytocan’ın sağlık durumun kötü olduğu şeklinde haberler çıkıyordu. Hatta bazılarında sanatçının vefat ettiği bile iddia ediliyordu. Ağır bir tedavinin ardından sağlığına kavuşan Beytocan, İsveç’in başkenti Stokholm’de Hêmin Abdullah’ın sunduğu “Rûdaw Diaspora” programına konuk oldu.

Rudaw: Merhaba. Sağlık durumunuz şimdi nasıl?

Size de merhaba, hoş geldiniz. Ben dünyaya, siz de İsveç’e hoş geldiniz. İnanın bana bu ikinci kez oluyor, öbür dünyaya gittim ve geldim. Kendime de bunu söyledim. Fakat, hayatta kalabilmem için bana çok yardımcı oldular. Bu bana bir hediyeydi. Durumumun iyi gittiğini söylüyorlar, ben de inanıyorum ve bu yüzden bugün birlikteyiz.

Rûdaw: Hastalık döneminde de sanat çalışmalarınızı sürdürdünüz. Şarkı söyleyemiyordunuz ama başka çalışmalarınız oldu… Evet, çenemin bir kısmını sağ taraftan çıkarıp attılar, ayağımdan bir kemik çıkarılıp yerine koydular. Zorla konuşabiliyorum. Ekmek yiyemiyorum, ilaçlarımız ağızdan alamıyorum, şırınga ile alıyorum. Hortum ile su ve kahve içebiliyorum ama yavaşça. Gerçekten şarkı yazmak istiyordum ama parmaklarım ağrıyordu, kalem tutamıyordum, çok garip bir hastalık. Her gün vücudum değişiyor, her gün. Dün ve bugün aynı değilim, bu hastalık gittikçe iyileşiyor. Fakat bazı izler de bırakıyor. Sanat her zaman beynimde ve yüreğimde, şimdi bile biraz şarkı sözü yazdım. Ama melodiyi besteleyecek veya üzerinde çalışacak gücüm yok. Müzik olmadan yaşayamam.

Rûdaw: Üzerinde çalıştığınız melodileri kendiniz için mi saklıyorsunuz başka sanatçılara mı veriyorsunuz? Ufak tefek tekstler var üzerine adımı bile yazmıyorum, veriyorum. Gençleri çok seviyorum. Yarın onlar yerimize geçecekler. Keşke imkanım olsa da onlar için Kürtçe müzik yapacak bir stüdyo kursaydım. Şaka değil; kültürü olmayan bir ülke bir damarları yokmuş gibidir. Bu yüzden sanat çok önemdir. Onlara hediye olarak verdiğim küçük şeyler zaten benim değil.

Rûdaw: Çok sayıda arkadaşınız, dostunuz var. Hastalık sürecinde kim en çok sizi sordu? Hasta iken 54 gün konuşamadım. Kardeşim telefonlara bakıyordu, ben cevap veremiyordum. Bazılarına cevap veremediğim için kusura bakmasınlar, hala cevap veremiyorum, çünkü konuşmalarım pek anlaşılmıyor ama idare ediyorum. Rûdaw: Ama biz konuşmalarınızı iyi anlıyoruz. Çok sayıda kişi sizi aramış, sizi sormuş. Evet. Rûdaw: Kürdistan’da da çok sayıda insanın yüreği sizinleydi… Oyy, Kürdistan başka bir başkadır. 2010’da oraya ilk gittiğimde, misafirdim. Kürdistan’ı görünce sarsıldım, heyecanlandım. Çok güzeldi. İnşallah tekrar gideceğim.

Rûdaw: Bazı sanatçılar klip çekiyor, hatta şarkıları için reklam bile yapıyor. Ancak Beytocan şarkılarını tek bir sazla söylüyor, çok sade bir tarzı var. Fakat çok da seviliyor, halkın yüreğine girmeyi nasıl başardınız? Bu çok zor bir soru, o yüreklere nasıl geldim, bunu o insanlara sormalısınız. Biliyor musun; Kürt halkı çok makbul bir halk, çok güzel bir halk. Güzel olan hiçbir şeyden asla vazgeçmez, bu onların asilliğinden geliyor, benim değil. Bu güzel bir şey. Reklam bazen bazıları için gerekiyor, bunun bir zararı yok. Bazıları ticaret için şarkı yapabilir ama benim şarkılarım öyle değil, ben sadece halkım için şarkılar yaptım. Onları rahatsız etmemişsem de bu benim için büyük bir servet, çok zenginim ha! Bu insanlar beni çok seviyor.

Rûdaw: Beytullah Farqini nasıl Beytocan oldu. Siz nasıl Beytocan oldunuz, isminizin bir hikayesi var mı? Babam, Farqin şeyhlerindendi, ona Şeyhzade diyorlardı, dünyada siyasetten hiçbir şey anlamaz, ilgilenmezdi. O haca giderken henüz benim erkek mi kız mı doğacağımı bilmiyorlar, annem soruyor, o da erkekse adını Beytullah koyun diyor, adımı böylece koyuyorlar. Ama ben yine iflah olmadım… Şaka yapıyorum tabi. Beytocan olarak herkese kasetler yaptım, Ayşe Şan kardeşime bile. Kuzeyde ne kadar Kürtçe kaset varsa hepsine yardımcı oldu. Bunu severek yaptım.

Rûdaw: Bahsettiğiniz yıllar 1960’lı, 70’li yıllar mı?

Hayır, 80’li yıllar. O zamanlar İstanbul’daydım, hem evime bakıyordum ama hem de onların stüdyolarında çalıyordum. Turgut Özal döneminde Kürtçe söylemek serbesttir dediler ama pratikte serbest değildi, kim su üstüne çıkarsa onu topluyorlardı. Ben de Kürtçe söyleyenlere yardımcı oluyordum. Bana, “kime şarkı söyleyip kaset yapıyorsa yardımcı oluyorsun, ama neden kendin için yapmıyorsun” diye soruluyordu. Ya diyordum bu yaştan sonra kendime nasıl kaset yaparım. Hem ben söz verdim babama, o hayatta olduğu müddetçe ben şarkı söylemeyeceğim diye ve o vefat edene kadar da okudum.

Rûdaw: Babanız şarkı okumanızı istemiyordu değil mi, haramdır diye?

Her şey haramdı. Saz yasak, top yasak, bisiklet yasak, hepsi yasaktı. Varlık içinde yokluk çekiyorduk. Şeyhin oğlunun böyle yapmasını müritleri de kabul etmezdi. Mesele buydu, yani onun imajı bozulurdu, bizim değil. Rûdaw: Yani şeyh oğlu şarkı söylediği için müritlerinin karşısında utanırdı… Tabi, müritler kabul etmez diye. Ben gidip çalışıyordum, iş sahibi, “şeyhin oğlu nasıl olur da çalışır” diyordu. Ama elimizde çalışacak bir zanatımız da yoktu. Bir sazım vardı elimde. Bir de sağ-sol sorunu vardı ve o da kısmet olmadı. Rûdaw: Beytocan’ın hikayesine gelelim…

Elbette çok uzun, burada hepsini anlatamam. Salami Şahin adında bir arkadaşım var, Türkiye’de ünlü biri. Bir çok sanatçı onun sayesinde sanatçı oldu. O bir şarkıyı dinlediğinde hemen ne olduğunu anlar. Benim bir şarkımı sonuna kadar dinledi. “Bunu tüm kalbinle okudun” dedi. “Beytullah Arapça bir isim” dedi. Tabi o da Araptı. Çok hoş, samimi ve şakacı biriydi. Bana “tüm kalbinle okumuşsun, candan söylemişsin, biz adını Beytocan yapalım” dedi. Adımı o verdi, ben değil, halk da bu ismi kabul etti. Teşekkür ediyorum.

Rûdaw: Birçok şarkında hacı ismini duyuyoruz. Dotmam şarkısında, özel bir şarkında daha hacı ismi vardı. Bunun bir anlamı var…

Hacılara çok kızdığımdandır belki (gülerek). Ama onlar bana kızmasınlar. Ama bazıları var ki çok fenadırlar, yamandırlar. Ben o şarkıda kendimi bir kızı kandırmaya çalışan hacı yerine koydum. Ama kız aldanmıyor, ağzımda diş  de yok ama utanmadan hala onu kandırmak istiyorum. Böyle şaka türünden bir şarkıydı. Şarkılarımda böyle bir kurgu yoktu ama gördünüz öyle çıktı. Aklıma bir söz gelir ama ben kendimi o söze mahkum etmem, orada bırakırım. 1-2 ay sonra döner bakarım. İçinden çıkamadığım zaman strese girerim.

Rûdaw: Neden çok az sayıda şarkınız var?

Evet, 4 albüm yaptım. Bir albümüm de Türkiye’de yasaklandı, “Yan Mirin Yan Diyarbekir” (Ya ölüm ya Diyarbakır), bir gerilla okuyor ama benim şarkımdır. Çok okundu ama Türkiye CD’sinin çıkmasına izin verilmedi. Dediğim gibi, tek başımayım. İnsan her şeyi bir başına başaramaz. İmkansızlık içindeydik. Yalnızlık Allah’a mahsustur. Bir şeye ihtiyaç duyduğunuzda organizasyon olmayınca bir başınıza başaramazsınız. Biz imkansızlık içindeydik. Nasıl olduğunu biliyor musun? Ruhunu Kürdistan’a gönder, ama oradan olaylara bak, ona göre yaz. Çok zor bir şeydir.

Rûdaw: Sorumu da buradan sormak istiyorum. 1991’de İsveç’e, Stokholm’e geldiniz. Ancak yaptığınız şarkılar hala Kürdistan dağlarının şarkıları, İsveç soğuklarının değil. Bunun sırrı nedir? Zaten sorun bu, ruhunuz ve yüreğinizi ora ile birleştirmez ve oraya göndermezseniz burada yazamazsınız.

Rûdaw: Yani siz ruhunuzu ve beyninizi Kürdistan’a gönderip öyle mi yazıyorsunuz? Aynen öyle, çok zor anlatması.

Rûdaw: Bir çok kişi sizin şarkılarınızı okumuş, mesela Zekeriya, mesela İbrahim Tatlıses. Fakat siz sadece İbrahim Tatlıses’e dava açtınız, şarkınızı izinsiz okuduğu için, neden sadece o? İbrahim (Tatlıses) şarkılarımı okuyan 33’üncü kişi, benimle birlikte şarkılarımı 32 kişi daha okumuş. Kim okumuşsa izin istemiştir. Zekeriya da buraya izin istemeye geldi, hiçbir şey söylemedim, kimseye okuma demedim. Ama kim gönlümü aldıysa beni mutlu edip izin almıştır, ben de buyur oku demişim. O şarkı için Alman devleti yetkilileri bana “o şarkıyı kendi tekelimize alalım, ne istersen veririz” dediler. Ama ben “vermem” dedim “o Kürtlere ait, size değil, bana da” dedim.

Rûdaw: Alman devleti mi? Evet, burada bir firma var, 60 yıldır dünyanın her yerinde müzik topluyor. Dünyayı yiyor. Ama ben hayır dedim, vermedim. Ha şarkımı sattım, ha Kürdistan’ı. Rûdaw: Ama İbrahim Tatlıses böyle yapmadı…

Avrupa’ya geldiğinde bana dostlar aracılığıyla selam yolardı. Birbirimizi tanırdık. Askere gitmediğim için Türkiye’ye gidemiyordum. Annem vefat etmişti, mezarının nerede olduğunu bilmiyorum, kardeşim vefat etti, mezarı nerede bilmiyorum, ablam yine öyle, hala mezarları nerede bilmiyorum. İbrahim’i aradım dostlar yolu ile. Türkiye’ye gidebilmek için askerliğimi almam gerekiyor, bunun için para versin büyüklerimin mezarını görmeye gideyim, dedim. O bana bir telefon numarası gönderdi, o numaradan aradım. “Burası benzin istasyonu yarım saat içinde size döner” dediler. Eşimle baş başa oturuyorduk, İbrahim’in bize geri dönüş yapmayacağını sandık ama yarım saat sonra telefonun çaldığını gördüm, açtım İbrahim. “Beni aramışsın, çok mutlu oldum, nasılsın, aslında ben sana çok selam gönderdim” falan dedi.

Rûdaw: Kürtçe mi konuşuyordu? Hayır Türkçe. Buyur dedi, neden onu aradığımı sordu. Böyle bir sorun var sen halledebilirsin dedim. “Askerliğimi ödeyip ailemin mezarlarını görmek için Türkiye’ye gitmek istiyorum” dedim. “Başım gözüm üstüne” dedi, “ne kadar istiyorsun” diye sordu. “Bilmiyorum, avukatlar bu kadar diyor” dedim, “başım üstüne 30 katını veririm, önemli değil” dedi. Sonra parayı almak için ona birini göndermemi istedi biz de birini buradan gönderdik, iki ay peşinden koştu, aradı bulamadı. Ne bize verdiği telefon doğruydu ne adres. Gönderdiğimiz adam da işinden oldu. Çok incindim. Aradan 6 ay geçmeden kalkıp “Agir ketiye dilê min” şarkısını söyledi, izin almadan. Şarkıda benim adım da yazmıyor. Nasıl olur böyle, bize yaklaştı, böyle söyledi ve bunu yaptı.

Peki mahkemeye şikayet ettiniz davayı kazandınız mı? Onu rezil ettim, zaten kıymetsiz biri, böyle şeylerden de bahsetmek istemiyorum. Rezil insanlar rezildir. O bir hırsız zaten. Rûdaw: 2014’te Türkiye’ye geri dönebildiniz, o çok özlediğiniz Diyarbakır’ı da gördünüz. Mahkemeniz sonuçlandı. Diyarbakır şarkılarınızdaki Diyarbakır mıydı?

Diyarbakır benim şarkılarımdaki değildi, şarkımda bahsettiğimle alakası yoktu. İnanın televizyona çıktım “Diyarbakır’ı nasıl gördünüz” diye sordular “Diyarbakır ağlıyor” dedim. İnanın şimdi gitsem “öldü” diyeceğim. Hiç alakası yoktur.

Rûdaw: Peki Güney Kürdistan nasıldı? Güney benim için şeker gibiydi, ben Güney’e gitmek istiyorum. Orada küçük bir evim olsa, bir odalı, gençlerle çalışmak isterim.

Rûdaw: Neden Kürdistan’a dönmek istiyorsunuz ve neden Güney Kürdistan? Biliyor musun kurban, 29-30 yıldır İsveç’teyim. Yönümü buraya verdikleri yıl tam da albümüm patlama yapmıştı. Her biri gelirini yemek için bana adeta saldırıyordu, Kürtler de Türkler de, nefes alamıyordum.  İnanın bir iki yıl burada kalır geri döner sanıyordum, burada yaşamam mümkün değildi, böyle hesabım yoktu.  Şimdi İsveç devletine teşekkür ediyorum ama burası benim ülkem değil. Kokluyorum o koku benim değil, nefes benim nefesim değil, su içiyorum, suyum değil, rüya görüyorum, rüyam değil, gitmek istiyorum. Ama Kuzeye gitmek istemiyorum, Kuzey’e küsmüşüm…

Rûdaw: Neden küsmüşsünüz?

Neden küstüğümü onlar biliyorlar. Kuzey değişmiş, başka bir şey olmuş, bilmiyorum. Rûdaw: Farqin’de doğdunuz ve Kürdistan’ı terk etmek zorunda kaldınız. Şimdi ikinci defa doğduğunuzu söylüyorsunuz ve Kürdistan’a dönmek istiyorsunuz…Evet. Oraya dönüp orada yaşamak istiyorum, burada yapabileceğim bir şey yok. Ama Kuzey de bana göre değil. Biliyorum. Ama Güney tam benim yerim, oraya gitmek istediğimi belirtmek etmek istiyorum.

Rûdaw: Son sorum; Kürtler arasında bir daha kardeş kavgası yaşanmasından korkuluyor. Siz bu konuda ne demek istiyorsunuz?

Evet, bir kaç gündür ben de çok üzgünüm, can sıkıcı buluyorum. Ama bu üzülmekle olmaz. Bazı şeyleri değiştirerek yazıyorlar ama şimdi meseleyi daha iyi anlıyoruz. Kürtlerin birbirini öldürülmesi artık yasaklanmalı. Yasaklanmalı ha. Güney, Kuzey, bu söylemler artık ortadan kalkmalı, kalmamalı. Kürtlerin öldürülmesi artık yasaktır, savaş olmamalı. Bizim bunda ne menfaatimiz var Allah aşkına. Aklımızı başımıza alalım. Bizi rahjat bırakmıyorlar, gırtlağımıza yapışmışlar, biliyoruz. Aman ha, rica ediyorum böyle birşey olmasın, herşeyi berbat etmesinler… Rûdaw: Bize bu durumda zaman ayırdığınız için teşekkürler.Ben teşekkür ediyorum, herkese selam ve saygılarımı yolluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir