Salih Müslim: Türkiye, kim Kürtlere merhaba dese onu dü-şman tanımlıyor

Salih Müslim: Türkiye, kim Kürtlere merhaba dese onu dü-şman tanımlıyor

Amediyê’de Kürt güçleri arasında çatı-şma yaşanınca akıllara Kürtler arasında yeni bir çatı-şmalı süreç mi başlıyor sorusu geldi. Bölgede yer yer Kürt güçleri arasında gerginlikler yaşanmaya devam ediyor ve belki bir süre daha sürecek. ABD’de yeni başkan seçilen Joe Biden’ın özellikle Suriye politikasının ne olacağı da herkes tarafından merak ediliyor.

Türkiye ve KDP arasındaki ilişkiler zaman zaman diğer siyasi Kürt güçlerinin eleştirisinin hedefi oluyor. Bir diğer yandan da Rojava’da Kürt Ulusal Konseyi ile Kürt Ulusal Birliği Partileri arasında birlik olma çabaları sürdürülmeye çalışılıyor. Son günlerde Türkiye’nin yeni bir “çözüm” arayışında olduğu ve bunu Rojava üzerinden yapacağı iddiaları da ortaya atılınca tüm bu konuları, bölgede yaşananları, Rojava’nın Türkiye ve diğer tüm muhattaplarla olan ilişkilerini, Joe Biden’la birlikte Suriye ve Rojava için nasıl bir sürecin başlayacağını Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim ile Artı Gerçek için konuştuk:

14 Aralık’ta Kürt güçleri arasında bir çatışma yaşandı. Ardından da konuya dair yapılan açıklamalar ve yorumlar oldu. Özellikle ‘Kürtler arasında yeni bir çatışma süreci mi başlıyor?’ diye düşünüldü. Gerçekte bu çatışmanın arka planında ne yaşandı?

Son yaşanan olayı kendiliğinden gelişmiş bağımsız bir konuymuş gibi ele almamız gerçeği anlatamaz. Orada oynanan oyunlar bellidir. Türkiye’nin kuvvetleri uzun süredir orada bulunuyor. Hem de güçlü bir şekilde oradalar ve bir üsleri de mevcut. Leşkerê Roj (Roj Peşmergeleri) meselesi de biliniyor. Onlar, Türkiye devletinin politikasının bir parçasıdır. Buradan insanlar göç ettirilince birçok aile güneye geçti. Bunların içindeki gençler Türkiye insiyatifiyle ve K-D-P’nin eliyle örgütlendiler. Bunları istedikleri yerde çeşitli amaçlar için kullanıyorlardı. Daha önce Roj Peşmergelerini Rojava’ya yollar kendi denetimimizi sağlar, kendi nüfusumuzu orada güçlendiririz diye düşünüyorlardı ama olmadı. Şimdi bunları kalkıp güneyde kullandılar. Bir ara DİŞ’e karşı bir ara başka güçlere karşı kullandılar. Şimdi de kötü bir oyun kurguladılar. Rojava’da DAİŞ’e karşı savaşırken açık olarak biliniyor, herkesten destek geldi. DAİŞ’e karşı destek verenler Q-S-D ve Y-P-G’ye katıldılar. Gerilladan da gelip Kobane direnişine katılanlar oldu. Geçenlerde Mazlum Kobane de “burada P-K-K’nin dört bin şehidi vardır” dedi. Rojava halkı da “P-K-K Rojava’nın yanında durdu bizi savundu” diye görüyor, böyle kabul ediyor. DA-İŞ’e ve başka çetelere karşı güçlü bir mücadele verdiler. Bu imajını kırmak için o bölgede bir çatışma yaratmak istiyorlar. Bu nedenle de gençleri oraya gönderdiler. Nasıl olsa bunlar da Rojava’nın çocuklarıdır, orada gerilla ile savaşırlarsa bir çelişki yaratmış oluruz diye düşündüler. Tabi Roj Peşmergeleri orada yalnız değiller tüzel kişilere veya özel eğitilmiş KDP’ye bağlı güçler de var. Bunlar peşmerge değildir. Peşmergenin bakanlığı var, peşmergenin güçleri var, kararları var. Bu çatışmayı çıkaranların peşmerge ile alakası yok. Leşkerê Roj, Gulan, Zerevani hepsi özel kuvvetlerdir. Bunları gerillaya saldırtmak bir çelişki yaratmak içindir. Gerilla Kürdistan’ın her yerinde savaşıyor, Kürt halkının çıkarlarını savunuyor. Özellikle bu imajını yıkmak için, başka bir imaj oluşturmak için bu tür kurgularla algı operasyonu yapıyorlar. Tabi olmaması gerekir. Kürt halkı içerisinde nerede olursa olsun çatışma Kürt halkına zarar verir. Bir tek düşmanlarının işine yarar. Bu detayları herkesin anlaması gerekiyor. Bu nedenle de elimizden geldiğince bu tür çatışmaların olmaması için çalışmalıyız. Bunların önünü almamız gerekir.

Saldıran taraf saldırıyı durdurunca yeniden bir çatışma olmadı. Gerilla zaten diyalogdan yana olduğunu defalarca açıkladı. Zaten saldırmıyor. Ama onlar saldırırsa diğer tarafta kendisini mecburen koruyacaktır. Ancak bu gençler orada durduğu sürece çatışma riski vardır. Gulan, Zerevani, Leşkerê Roj güçlerinin buradan çekilmesi gerekiyor. Oradaki çemberin kalmaması gerekiyor. Böyle tetikte durmak iyi değildir.

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin Ankara’yı ziyareti heyetinde yer alan Duhok Valisi Ali Teter, Türkiye’de sert eleştirilere neden olan Saray’daki yemeğin ardından ertesi gün bir açıklama yaptı. Türkiye’yi Irak topraklarında ‘işgalci’ güç olarak tanımladı ve sert eleştirdi. Aynı zamanda da PKK’nin Kürdistan topraklarını terk etmesini istedi. Valinin iki tarafı da hedef alan açıklamalarını nasıl okuyorsunuz?

Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’nin artık ne kadar yapacaksa ne kadar yürütecekse kendi planları var. Bunları zorla dayatıyor. Kimi güçlerle ilişkisi var. Vali sadece P-K-K oradan çıksın dese olmayacak. Çünkü orada Türk birliklerinin olduğunu, bunların KDP ile ilişkilerinin olduğunu Kürt halkı görüyor. Halk bundan rahatsız, hatta sadece Kürt halkı değil, Irak içindekilerde bu ilişkiden rahatsız. Bu şekilde demeç vermesinin sebebi hem bu ilişkiden rahatsız olanları hem de Türkiye’yi razı etmek. Oradaki köyler yapılmamışsa bunun sebebi orada PKK’nin bulunması değil, Türkiye’nin saldırılarıdır: Ve yahut da K-DP oralara önem vermek istememiştir. Hatta orada yollar vb. yerlerin yapılmasında gerillanın çabası vardır, Yardımcı olmuşlardır. Ayrıca P-K-K zaten köylerde de değil. Buralara yatırım yapmamalarının sebebini oradaki P-K-K varlığına indirgemek doğru bir yaklaşım değil. P-K-K gerillalarının orada bulunması 1982’lere dayanıyor. Oralar zaten İran-Irak savaşı dolayısıyla boşaltılan yerlerdir. Oradaki dağlarda bulunmaları da bir anlaşmaya göre yapılmıştır. Bu bölgedeki gerillalar sadece kuzeyden Türkiye’den gelenler değil. Bunların içinde doğudan gelenler var, güneyden gelenler var, Rojava’dan gelenler var. Kürdistan’ın her yerinden gelen gerillaya katılmış insanlar var. Bunlar o bölgeden çıkıp nereye gidecek? Kuzeylileri hadi gönderdin güneyliler, doğulular, Rojavalılar nereye gidecek? Sen bu insanları yerinden kovamazsın. Başka bir nokta da oradaki gerilla gücü “Kürt halkının çıkarları neredeyse ben orada olacak Kürtleri savunacağım” diye hep söylemiştir. Bunu pratikte de gösterdi. Şengal’i korumak için kollarını sıvadı. Kerkük’te savaşanlar yine onlardı. Hewler tehlike altına girince onlar oraya geldi orayı savundu. Mesut Barzani kendisi de gidip teşekkür etti. Videoları da vardır o zamanlar yayınlandı. Demek ki bunlar Kürt halkına veya güneye zarar vermek için değil de Kürt halkının çıkarlarını korumak için dağ başında bekliyorlar. Sadece oradaki dağlarda değiller, burada da varlar, başka yerlerde de varlar. Bunlarla savaşmak Kürt halkıyla savaşmak demektir. Kendileri de sorunları oturup diyalog yoluyla çözelim diyorlar. Sorumluları zaman zaman güneydeki federasyon Kürt halkı için bir kazanımdır da diyorlar. Hala kalkıp onları niye düşman olarak gösteriyorsun? Şöyle bir mevzu var: K-D-P’nin hepsi değil de içinde kendi çıkarlarını gözeten bazı kişiliklerin faşizmi temsil eden kişiliklerle çıkar birlikleri vardır. Bu nedenle de bu politikaları yürütüyorlar. Ama diğer tarafta birkaç milyon dolar meselesi değil bir halkın geleceği söz konusudur. Dört parçadaki Kürt halkı ne olursa olsun bu yaklaşımı kabul etmez. Gerisi diğer tarafa bağlıdır, nasıl hesaplıyor, ne yapacak, kendisini Türkiye’nin etkisinden nasıl kurtaracak? Bunun cevabı onlardadır.

Baştan beri iyi ilişkiler içinde olmak, beraber düşünmek, yardımlaşmak istedik. Bizim için Kürdistan’ın diğer parçalarında nerede bir siyasi parti varsa onlarla dost olmak, iyi geçinmek, gerekirse yardım almak, yardım etmek istiyoruz. Mesela peşmergenin Kobane’ye gelmesi Kürt halkının çok hoşuna gitti. Biz tabi bunu devam ettirmek istedik. Ayrıca hem KDP’yle hem YNK’yle, Goran’la diğer oluşumlarla ikili görüşmelerimiz vardır. Hiç kesilmedi. Bunları geliştirmek istiyoruz. Ama öbür tarafın “yok onlar teröristtir, teröristlerle görüşmeyeceksin” demesi üzerine görüşmezlerse bu artık onlara bağlıdır. Yoksa biz ilişkiler kurmayı devam ettirmeyi hep istedik, isteriz. Çok sık değil görüşmelerimiz ama tamamen kesilmiş de değil. Ne kadar geliştirebilirsek bu ilişkileri iyidir. Elimizden ne geliyorsa yaparız.

Kürtler arasındaki ulusal birlik çalışmaları vardı. Rojava içerisinde de Kürt partilerinin birleşme çabaları vardı. Hem genel ulusal birlik çalışmaları hem Rojava’daki birlik çalışmaları süreci işliyor mu?

Rojava için PY-NK ve E-N-KS arasında görüşmeler vardı. Birçok önemli noktada anlaştılar. Ancak şimdilik durdu. Durması bizden kaynaklı değil, EN-KS’den de kaynaklanmıyor sanırım. Bu durumlarda aracılar oluyor. Bu görüşmelerde QSD komutanlığı ve ABD yetkilileri aracıydı. ABD tarafındaki arabuluculuk yapan yetkili emekliye ayrıldı. Yerine gelecek kişi geldi bütün taraflarla görüştü ama bir ay sonra geleceğini söyleyerek gitti. Aracıyı bekliyorlar kimse çekilmek istemiyor devam edecektir. Nereye kadar gidilir bilmiyorum ama umut var. Ulusal Kürt Birliği’ni tabi biz istiyoruz. Biliyorsunuz 2013’de böyle bir çaba vardı. Hepimiz Hewler’de toplandık, komisyonlar kuruldu. Anlaşmalar oldu ancak birden bire durdu. Bu devam etse çok iyi olur. Bütün Kürtler için kırmızı çizgilerin, yeşil çizgilerin belirlenmesinde, stratejik duruşlar açısında da bir referans noktası olur. Sadece Kürtler değil, bütün bölgedeki halklar için iyi olur. Bu çabayı Brüksel’deki Kürdistan Ulusal Kongresi (K-NK) sürdürüyor. Sürdürülebilirse bütün Kürtler için büyük bir kazanım olur.

ENKS’nin anlaşma metnine P-Y-D’nin P-K-K ile arasındaki bağları kopardığına dair bir ifade yerleştirilmesini dayattığına dair bir iddiayı Amberin Zaman Mazlum Kobane ile yaptığı görüşmede sormuştu. Bu bilginin doğruluğu var mı?

Ben görüşme komisyonlarında yer almıyorum ama takip ediyorum. Böyle bir talepleri olmadı. Böyle bir şey konuşulmadı. Hatta Mazlum Kobane de dile getirmişti. Bunlar dışarıdan empoze edilmek istenen bilgilerdir diye düşünüyorum.

Bir kaç ay önce EN-KS temsilcileri Ankara ve İstanbul’dalardı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkileriyle görüştüler. Yaptıkları görüşme de basına yansıdı. Bu görüşmenin içeriğiyle ilgili bilginiz var mı?

Hayır, bir bilgi paylaşmadılar. Biz de basından takip ettik. Türkiye’ye gidecekleri bilgisini verdiler ama ne görüştükleri hakkında bir bilgimiz yok. Onlardan Türkiye’ye gitmesinler ilişkilerde bulunmasınlar diye bizim bir talebimiz de yok. ENKS kendi ilişkilerini de kurabilir, görüşebilirler. Ancak bizim bir ortak anlaşmamız olursa o zaman Türkiye’ye gittiklerinde görüştüklerinde bütün Rojava adına konuşabilirler. Oradaki Kürt güçlerinin ağırlığı ne kadarsa ona göre Kürtlerin isteklerini, düşündüklerini de konuşabilirler. Ya da o zaman Suriye koalisyonuyla da konuşabilirler. Ama Kürdi çizgide değil bizim burada vardığımız anlaşmalar çerçevesinde temsil ederler. O zaman hem bilgi de verirler hem de doğru bir şey de yapmış olurlar. Fakat önce bu anlaşmanın yapılması gerekiyor.

ABD’de yeni başkan seçilen Joe Biden’ın kuracağı ekip yavaş yavaş netleşiyor. ABD’nin yeni yönetiminin Rojava ile ilişkisi nasıl olur? Rojava, Biden yönetiminden en çok hangi konuda destek bekliyor?

Önce şu noktanın altını çizeyim, bizi ne AbD ne de başka birileri yarattı. Biz kendi kendimizi yarattık. Ondan sonra uluslar arası koalisyonda ABD ile çıkar ilişkimiz oldu. Biz her zaman kendi gücümüze, kendi örgütlülüğümüze, tabanımıza, halkımızın ne istediğine bakıyor kendimizi buna göre ayarlıyoruz. ABD’de gerçekten bazı samimi şeyler yapmak istiyorsa, çıkarlarımız karşılıklı denk geliyorsa yine çalışırız. Onlar kendi çıkarları üzerinden bakıyorlar biz de kendi çıkarlarımız üzerinden bakıyoruz. Bazı şeyleri daha önce birlikte yaptık. Mesela 2014’de Kobane’de sonra Rakka’da buraların kurtarılması için birlikte çalıştık. İyi sonuçlar da aldık, hem bizim hem onların lehine oldu. Bu esaslara göre bakıyoruz onların dostluğu ile var değiliz.  Bu çerçevede de karşılıklı çalışıyoruz. İlk ilişkimiz Obama’nın başkanlığı zamanında oldu. O zaman da Biden yardımcısıydı. Özellikle Dışişleri Bakan yardımcısı Blinkin diye biri vardı. Bu ekip Trump gibi değil burayı tanıyor, gerçeği biliyorlar. Trump, kendi dostluğu ilişkileri üzerinden kararlar alıyordu, detayları bilmiyordu. Sanırım bu ekibin politikasında Trump’da olduğu gibi keskin virajlar, ani kararlar olmayacaktır. Ayrıca Biden oradaki yanlışları da gördü. Belki bu yanlışları da düzeltmeyi isteyecektir. Bu yanlışları giderirse hem Amerikan politikasına hem bize faydası olur. Türkiye’nin aşırı saldırganlığı kırılabilirse iyi olur. Türkiye, pragmatist saldırgan bir güç oldu. Ama bu gücü de onlardan yani yine AB-D’den, NATO’dan, Avrupa’dan alıyor. Libya’da, Ege’de, Doğu Akdeniz’de her yerde tehlikeli oldu. Ayrıca herkes terörizmin kaynağında yer aldığını da gördü. D-AİŞ’in yaratılmasında sanırım Türkiye’nin payı büyüktür. DA-İŞ’i Şengal’de kullandı başaramadı şimdi kendisi Şengal’de bizzat yapmak istiyor. Demek ki ikisinin arasında bir ilişki var. Ayrıca D-AİŞ’i içeride de kullandı. Ankara, Suruç, Diyarbakır’daki patlamalarda D-AİŞ kullanıldı. Bu gerçekleri yani Türkiye’nin bu çeteyi herkese karşı kullandığı biliniyor. Sadece Libya’da değil bütün kuzey Afrika’da, Mali’de Somali’de bu çeteyi kendi elindeki bir alet gibi kullanıyor.

Diğer güçler artık buna bir dur demek gerektiğini görüyorlar. Bunların başında da Amerika geliyor. Eğer siyasetlerinde beraber değillerse Türkiye’ye bir sınır koymaları gerekiyor. Avrupa’da saldırılar yapanların bir ucu illaki Türkiye’ye gelip dayanıyor. Ya Türkiye’den gitmiştir ya Türkiye’de eğitim görmüştür, destek almıştır. Türkiye’nin bu kadar terörizme bulaşması bütün dünya için tehlikelidir. Artık Türkiye’yi destekleyen güçlerin Amerika, N-ATO vb. gibi bu gerçeği görüp durdurmaları gerekiyor. Kimse “ben neo Osmanlı İmparatorluğu’nu kuracağım bütün dünyayı yıkacağım” diye bir şeyi kabullenmez. Bu faşizmi biraz budamak bütün dünyanın lehinedir. Bizim de lehimizedir. Son günlerdeki saldırıları görüyorsunuz. DAİŞ’in artıklarını toplamış adına başka bir şey koymuş. Suriye Ulusal Ordusu adında yeni bir elbise giydirmiş Tel Abyad’da, Afrin’de bize saldırtıyor. Türkiye’yi durdurmak bizim lehimize de olur.

Tabi, zaten DA-İŞ’le savaşmak Amerika’nın stratejisidir. Ama D-AİŞ’i yaratan, destekleyen, hücreleri uyandıranlarla da mücadele etmek gerekir. Burada yakalananların telefonlarına bir bakıyorsun, Türkiye ile ilişkilerinin olduğu ortaya çıkıyor. Hala uyuyan hücrelerle ilişkileri var. Amerika’nın bunu görmesi ve tedbir alması gerekiyor. Bu gerçekleri anlayan, baştan beri Suriye sorunu, Kürt meselesini takip eden Biden ve ekibidir. Biden sekiz sene başkan yardımcısıydı bunların detaylarını biliyor. Geçen zamandaki yanlışlıklardan da yararlanarak başka bir politika yürütebilir diye düşünüyoruz.

Türkiye-AB ilişkileri son yıllarda oldukça problemli devam ediyor. Ancak AB Suriye konusunda aktif bir siyaset izlemedi. Mülteci sorununa kilitlendi. Almanya’nın ürettiği tankların Afrin’de kullanılması çok tepki çekmişti. Şimdi de Almanya basını Afrin’de yetişen zeytinin ve üretilen zeytinyağının Avrupa’ya Türkiye üzerinden ucuz satıldığını yazdı. Almanya Sol Parti milletvekili Helin Evrim Sommer bu paralarla Türkiye’nin İslamcı milisleri finanse ettiğine dair iddiaları Almanya parlamentosu gündemine taşıdı vs. Bütün bunlara bakarak Almanya ve AB’nin Türkiye’ye verdiği desteği, Türkiye ile olan ilişkilerini Rojava Özerk Yönetimi nasıl değerlendiriyor?

Bu söylenenlerin hepsi doğrudur. Zeytinyağı ve zeytinlerin üretiminden, satılmasından, alınmasından Afrin halkının uzak tutulması ile ilgili bilgilerin hepsi doğrudur. Ama benim ilgilendiğim başka bir nokta var. Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkiler 1850’lerden başlıyor. Mesela Ermeni Soykırımı’nda Almanların payı vardır. Buradaki Süryanilerin kıyımında Almanların payı vardır. Kimse bahsetmiyor. Bu ilişkiler sonucunda Osmanlı İmparatorluğu parçalandı. Ayrıca Almanya’da iki savaşa girdi ve Türkiye’yle ilişkileri hep sıkı tuttu. Bu ilişkiler Almanya’ya zarar vermiştir. Ortadoğu’da politika yürütemiyor olması vs. gibi.  Türkiye bütün dünyayı karşısına almış herkese zarar veriyor ama hala Almanya Türkiye faşizmine destek veriyor. Bu da Almanya’ya uzun vadede zarar verecektir. Avrupa ile Türkiye’ye karşı birlikte hareket etmesi Almanya’nın faydasına olur. Alman bakan çıkıyor “Türkiye’ye silah ambargosuna karşıyız” diyor. Türkiye burada silahlarla sivil insanları vuruyor. Sen de demek ki bu suçlara hala ortak olmak istiyorsun. Bilemiyorum belki kendisi kazanç sağlıyor ama bunun bedelini buradaki halklar ödüyor. Almanya Türkiye’ye ne kadar arka çıkarsa o kadar kamuoyunun desteğini, Ortadoğu’daki sempatisini kaybediyor. Almanya’ya Türkiye’nin şantajına boğun eğmek yakışmıyor. Türkiye bilerek her yerden mültecileri aldı. İstediği zamanda gönderiyor. Mülteciler üzerinden de kazanç sağlıyor. Bu da Türkiye’nin bir politikasıdır. Bu gerçeklerle yüzleşmek yerine hala şantaja boyun eğmesi doğru değil. Kimseye akıl verecek güçte değiliz ama düşüncem AB’ni güçlendirmek için çabalamak hem Almanya’nın hem de Avrupa halklarının lehinedir. 
Özerk yönetim ve Rusya arasında ilişkiler nasıl? Rusya, Şam yönetiminin -zerinde Rojava’nın özerkliğini kabul etmesinde etkili olabilir mi?

Diyalog kapımız herkese açıktır. Amerika, koalisyon güçleri, Rusya kim isterse biz onlarla görüşürüz. Rusya Suriye’ye girdi ve Suriye’nin durumunu kendi çıkarları için kullandı. Suriye’nin bütün kaynakları ellerindedir. Suriye rejimi de onların elinde ne isterlerse yapıyorlar. Rusya, kuzeydoğu Suriye, Suriye rejiminin egemenliği içinde olsun diyorsa bunu Suriye’nin bütünlüğü olsun istediği için değil, Suriye rejimi onun istediğini yapsın diye istiyor. Buradaki kaynaklar petrol, gaz vs. artık neyse bunları peşkeş çekmek için bunu yapıyor. Rusya’nın politikası pragmatik insani boyuttan uzak bir politikadır. Afrin’de yaptığına bakacak olursak da öyledir. İdlib’de öyledir. Türkiye İdlib’e bu kadar yığınak yapıyor. 20 binden fazla askeri var, topu tankı var. Şimdi bu Türkiye buradan çıkacak mı? Tabiî ki çıkmayacak. Aradan on sene geçince kendi istediği gibi demografik yapıyı değiştirince şekli bir referandumla toprakları ilhak eder. Şimdiden zaten okullar açıyor, dilini öğretiyor, parasını kullandırtıyor. Rusya, her ne kadar Suriye’nin egemenliği için bu imzaları attım dese de gerçeklikler Türkiye’nin lehine değişiyor. Türkiye Afrin’de demografik yapıyı değiştirdi. Orada Kürt diye bir şey bırakmadı, istemediği insanları uzaklaştırdı. Şam’dan oradan buradan getirdiği insanları yerleştirdi. Şimdi buradan çıkar mı? Çıkmayacaktır! Ama elbette Rusya bir gerçektir, dünya gücüdür. Etkileyen kararları da vardır. Bizim de elbette diyaloğumuz da vardır. Ama bizden her zaman istediği her şeyi rejime bırakmamızdır. Biz de bunu kabul etmiyoruz. Biz rejimle yeni bir anlaşma istiyoruz. Bütün bir Suriye halkı için özerk yönetimi kabul etmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi esasına dayalı yeni bir anayasadır. Biz Suriye’nin bir parçasıyız, hiçbir zaman ayrılmak da istemedik. Ama biz bunu ne kadar söylesek de onlar rejime teslim olacaksınız diye dayatıyorlar. Bunun son örneğini de Ayn İsa çatışmalarında gördük. Ya Türkiye çeteleriyle gelecek ya da Suriye rejimine teslim edeceksiniz denildi. Biz bunu kabullenmedik. Şu ana kadar da çatışmalar hala devam ediyor.

Rusya, Şam yönetimi ile diyaloğunuzu olumlu mu etkiliyor olumsuz mu?

Bize göre etkileri olumsuzdur. Rusya’nın gözüyle bakarsanız onlara göre olumludur. Ama Suriye halkları gözünden bakarsanız olumlu bir etikleri yoktur.

Türkiye’de iktidarın yeni bir yol arayışında olduğuna dair tartışmalar başladı. Erdoğan’a yakın isimlerin hem içerde hem de Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’yle temaslarını sürdürdüğü söyleniyor. Son olarak Osman Öcalan Cumhurbaşkanı danışmanıyla görüştüğünü açıkladı. Türkiye yeni bir başlangıç yapacaksa bunun Rojava üzerinden olabileceği yönünde de görüşler oldukça yaygın. Bu iddiaların gerçekliği var mı?

Bizim takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’de AKP, MH-P, Ergenekon, Doğu Perinçek, Çatlı vs.den oluşan bir koalisyon yönetimde. Bunlar da savaş koalisyonudur. Ne kadar savaş olursa bu koalisyon o kadar ayakta kalır. Bir barış olursa bu koalisyon o zaman çöker diye düşünüyorum. Bu söylentiler gerçekçi değil. Gerçekten de bir barış yapmak istiyorsan Türkiye içerisinde Kürt sorununu çözersin. İş başındakiler bunu da kabullenmezler. Ama aralarında yarın öbürgün bir çelişki olursa, buradaki klik dağılırsa AKP’nin içinden bazıları bu soruna el atmak isteyebilir. Ama bu koalisyonla öyle bir adım atmak imkânsızdır. Burada şunu hatırlatmak isterim,Türkiye’nin bugünkü saldırgan politikalarının arkasında çözmediği Kürt sorunu vardır. Kim Kürtlere merhaba derse hemen onları düşman olarak görüyor. Bunun için tüm dünyayı karşısına almıştır. Eğer Türkiye, halkları için, geleceği için iyi bir şey yapmak istiyorsa ilk önce Kürt sorununu çözer. O zaman Suriye ile çelişkileri kalmaz, Irak’la çelişkileri kalmaz. Büsbütün bir Türkiye ortaya çıkar. Bunu askıda bıraktıkça, çözmedikçe, düşman gözüyle baktıkça kendisi batağa sürükleniyor. Gidişat bir barışı göstermiyor. Bunu daha yeni Leyla Güven’in tutuklanmasında görüyoruz. Leyla Güven’e bütün dünyada herkes saygı gösteriyor. Kalkıp çeşitli bahaneler yaratıp tekrar hapis edersen bunu dünya kabullenmez. Kalkıp bazı sahtekârlarla Kürt açılımı diye iş yaparsan bizim için ne ortaya koyar? Osman Öcalan’la görüşüyorsun da Osman Öcalan kimdir, kim tanıyor? Zaten Kürt halkının lanetlediği bir isim.  Sen kalkıp bunun üzerinden yeni bir süreç dersen bunun hiçbir inandırıcılığı olmaz. Halkın içinden gelenleri, halkın sempatisini kazananları hapse atıp sahtekârlarla yeni bir çözüm süreci başlatmaya kalkarsan o zaman yanlış yoldasın demektir. Böyle sahte adımlarla bu iş çözülmez. Bir görüşme yapacaksan bu meselenin sahipleriyle gerçek insanlarıyla yapacaksın diye düşünüyorum.

Türkiye’de Meral Akşener, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan gibi eski AKP’li isimlerin kurdukları yeni partileri nasıl buluyorsunuz? Kürt halkına yaklaşmaya çalışıyorlar. Aralarında Kürt sorununu çözebilecek olan var mı?

Öyleleri de var böyleleri de var. Davutoğlu meselesi şöyledir. AKP’nin nasıl kurulduğunu biliyoruz, bir karışımdır. Erbakan partisiyle, Gülenciler birleşip AKP’yi kurdu. 2013’e kadar da bir yere geldi. Daha sonra kendi içlerinde çelişkiler başladı ve dağıldı. Davutoğlu’nun yapmak istediği AKP’yi eski haline gerçek amaçları ne ise o doğrultuya yeniden koymak. Bunun için çabalıyor. Aynı şey Babacan için de geçerlidir. Türkiye’nin ekonomi uzmanıdır. Bazı şeyler olabilir ama ciddi ve yeterli değildir. Sanırım bir değişiklik olacak ama yeterli mi yetersiz mi bilmiyoruz. Artık kendi politik çizgileri belirlenince ortaya çıkacaktır. Şu gerçek ki bunlar AKP’nin başlangıçtaki politikalarını yürütmeye çalışacaklar. Artık ne derece başarırlar. Türkiye’nin iç politikasında etkili olurlar. Hatta AKP’nin bazı oylarını da alabilirler. Ancak benim düşündüğüm başka bir konu var. Tarihte bir diktatörün seçimle koltuğundan indiği görülmemiştir. Bunlar “seçimle götüreceğiz. Sandıkta götüreceğiz” diyorlar. Bu inandırıcı değil, bunlar bu işi sandığa bırakmazlar. Daha önce 2016 seçimlerinde ve İstanbul’da gördünüz seçimleri nasıl tekrar ettiklerini. Bunlar kaybedeceklerini görürlerse hiç seçime bile gitmeyebilirler, yapmak da istemezler. Onun için ben çok kuşkuluyum. Hiçbir diktatör seçimle gitmemiştir, Erdoğan’ı nasıl seçimle gönderecekler bilemiyorum.

Siz Türkiye’nin dış politikasına baktığınızda nasıl bir ülke görüyorsunuz? Gerçekten içerde ifade edildiği gibi size güçlü bir ülke imajı çiziyor mu? AKP iktidarı hala güçlü mü?

Bu sorunun iki yönü var. Birincisi iç politikadır. AKP iktidarı kime dayanıyor? Muhtarlara özür dilerim bunları söylediğim için ama cahil kesimlere, politikadan anlamayan insanlara. Bunları bir araya getiriyor. Gazeteciler hapiste, aydınlar, politikacılar hapiste. Eğer aydınların, bilginlerin arkanda olmazsa geri kalanlar işine yaramaz. Bu nedenle içerde güçsüzdür. Ancak dayandığı sermaye odakları var. Kılıçdaroğlu dedi ya “beşli çeteyi çökerteceğim” bu sözlerle herhalde beş holdingi kastediyor. Medyayı ele geçirmiş sahte propagandalarla cahil kesimi kandırmaya çalışıyor. Kendini güçlü hissediyor. Ama yavaş yavaş dökülüyor. Halk açtır, kendi gerçeğini görüyor. İçerde bu çelişkiler çok büyük bu bir gün patlar böyle durmaz. Dış politikaya gelince gücünü savaşa dayanan kesimlerle, silah fabrikalarıyla, drone üreticileriyle vs. destekliyor. Onlar da bu gücü NATO’dan, Amerika’dan Avrupa’dan alıyor. Şimdi onları da küstürdün, her yere çeteleri yolluyorsun. Hem gücünü NATO’dan alıp hem de NATO ülkelerine karşı çıkıyorsun. Bu da büyük bir çelişkidir. Sanırım er geç bu da çöker. Ne zaman çöker bilinmez. Ama soru şuradadır: Çökünce bunun zararını kim ödeyecek? Yine Türkiye halkları, komşuları vs. Biz de bunun içindeyiz. Yıkılışın bütün kiri bize de bulaşacaktır. Bu politikaların geleceğini pek görmüyorum. Allah halkları korusun, diyebilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir