Hozan Diyar, Barzani görüşmesini anlattı

Hozan Diyar, Barzani görüşmesini anlattı

Hewlêr’de Mesut Barzani’yle görüşen sanatçı heyetinden Hozan Diyar, “Sayın Mesut Barzani sözünü yineledi, ama bu sadece onun omuzlarına bırakılmamalı. Her parti bu yükü omuzlamalı ve elini taşın altına koymalı” dedi.  

Türkiye’nin, Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Zap, Avaşîn ve Metîna bölgelerine yönelik 23 Nisan’da başlattığı askeri operasyon 76’ncı gününde devam ediyor. Kürdistan Demokratik Partisi’ne bağlı özel timlerin de operasyona dahil olması bölgedeki gerginliği tırmandırdı. Kürt sanatçılar Şivan Perwer, Diyar Dersim, Hesen Şerif, Beser Şahin ve Firmesk Hafız’ın da aralarında bulunduğu sanatçılar, 29 Haziran’da Federe Kürdistan’ın Hewlêr kentine giderek bir dizi ziyaretlerde bulundu. Kürdistanlı Sanatçılar Birliği adına yapılan ziyaretler kapsamında Pêşmerge Bakanı Şoriş İsmail ve Kürdistan Bölgesi’ndeki bazı medya kuruluşlarıyla görüşüldü. Sanatçılar, sonrasında yaptıkları açıklamayla Kürt güçlerini diyaloğa davet ederek, “Savaşa karşı durun” çağrısı yaptı.

Birlikte yer alan sanatçılardan Hozan Diyar ile temasların amacı, konuşulanlar, ulusal birlik ve bölgedeki durumu konuştuk. Kürdistanlı Sanatçılar Birliği olarak bir süredir ulusal birlik kapsamında kimi çalışmalar yürütüyorsunuz. Şimdi de Türkiye’nin hedefinde olan Federe Kürdistan Bölgesi’nde süren ve Kd-p’nin dahil olduğu operasyon üzerine bölgeyi ziyaret ettiniz. Temaslarınızın amacı ve bu sırada kimlerle bir araya geldiniz, görüştüğünüz kişi ve kurumlardan edindiğiniz bilgileri paylaşır mısınız? 

Yaklaşık 2 yıl önce kurduğumuz Kürdistan Sanatçılar Birliği İnisiyatifi, herhangi bir partiye bağlı olmaksızın 4 parçadan sanatçıların yan yana geldiği, ulusal birlik çalışmalarına katkı sunmak, sanat etkinlikleri yapmak, Kürt kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak amacıyla kuruldu. Yine gerektiğinde Kürtler arası uzlaşmayı sağlamak, herhangi bir tehlike anında sanatçı duyarlılığıyla müdahale edebilmek ve ses çıkarmak için. Siyasi partiler yan yana gelmeyi bir türlü beceremedi. Herkesin kendi bireysel çıkarlarını kolladığı ve bunu ulusal çıkarların üstünde tuttuğunu gördük maalesef. Zaman zaman açıklamalarımız oldu, ulusal birlik konserleri yaptık. Çok olumlu sonuçlar verdi. Güney Kürdistan’da, Süleymaniye ve Hewlêr’de bazı toplantılar gerçekleştirip, inisiyatifler kurduk. Duhok ve Behdînan bölgesinde de kuracaktık. Pandemi süreciyle biraz ara verildi. Ama o zamanki kararımız da buydu; Kürt ulusal birliğinin önünde engel olan partileri sanat diliyle eleştirmek ve gerekirse baskı uygulamak amaçlarımızdandı. 

Bu süreç hem tehlikeleri hem de büyük şansları barındırıyor. Kürtlerin merkezinde olduğu savaşta finale doğru gidiliyor. Ancak siyasi partiler yan yana gelmeyi beceremiyor. Olası çatışma riskini görerek Pêşmerge Bakanlığı ve kurumları ziyaret ettik. İçinden geçtiğimiz bu tarihi süreçte Kürtler çok büyük tehlikelerle karşı karşıya. Ancak süreç, çok büyük şansları da barındırıyor. Ama biz sürekli en kötüsüne odaklandığımız için neleri kaçırdığımızın da farkında değiliz. Zaten Kürdistan tarihinde ihanet ve direniş atbaşı gidiyor. Şans ve şansızlık da koyun koyuna. Hangisini tercih edeceğimiz, biraz Kürtler arası diyalogun ve birliğin sağlanmasıyla ilgili bir şey. 

Ortadoğu’da Kürtlerin de merkezinde olduğu Üçüncü Dünya Savaşı diyebileceğimiz bir savaş yaşanıyor. Giderek finale doğru gidiliyor. Kürtler bütün halklardan daha fazla şanslı. Kürtler bunu görmese de, düşmanlık yapan sömürgeci ülkeler ve Türkiye bunu görüyor. Finale doğru gidildiği, taşların yerine oturduğu ve kartların yeniden karıldığı Ortadoğu’da, Kürtlerin olası bir statü sahibi olmasına karşın Kürtlerin başına çorap örülüyor ve birbirlerine kırdırılmak isteniyor. Sömürge sistemler böylece ömürlerini uzatmak istiyor. Bunun da başını Türkiye çekiyor. Türk devleti, sürekli bizi soykırımdan geçirmiş, Kürt’ü yok etme üzerine kurulmuştur. Kürt’ü kırımdan geçiren devlet mekanizmasının çarkları halen çok zalimce dönüyor. Din yoluyla Kürtler birbirine kırdırılıyor, oyuna getiriliyor, kandırılıyor. 

Bu süreçte tekrardan böyle bir oyun devreye konuldu. Çünkü Kürtler son 40 yılda müthiş bir direniş ortaya koydu. Yıkıma doğru giden Akp-Mhp iktidarı, kendi ömrünü ve rejimini uzatabilmek için o rutine dönüşmüş ‘Kürt’ü ez, kır, öldür, dağıt’ formülünü uygulamaya koydu. Bu formül bazı iktidarların hayatına mal oldu. Türkiye’deki siyasi partiler çöplüğüne eklendiler. Akp biraz daha kurnazca davranıyor tabi. Kürt’ü kökünden tasfiye etmek isteyen, bunu yaparken de bir yandan sırtını sıvazlarken diğer yandan göğsüne hançer sokarcasına bir siyaset izliyor. Başûr’daki (Güney) Kürt’ün sırtını sıvazlar, Rojava’dakinin kalbine hançer sokar. Çok korkunç bir siyaset yürütüyor. Yıkımın eşiğinde geldi. Dünyadan soyutlandı, ahlaki bir çöküntünün içine girdi, ekonomik olarak yıkıma doğru gidiyor. Süratle sona ve uçuruma doğru giderken Kürtleri birbirine kırdırarak bir başarı hikayesi yazmak istiyor. Kürtlerde olası bir iç çatışmanın tehlikesini yarattı. 

Sanatçılar olarak biz de Kürtler arası bir çatışma riskini gördük. Olası bir çatışmanın Kürtleri felakete sürükleyeceğini, bu felaketin Kürt halkının bir daha birbirinin yüzüne bakamayacağı hale getireceğini gördük. Neler yapabiliriz konusunda planlamalar yaptık. Süratle birkaç arkadaşla birlikte Güney Kürdistan’a gittik. Pêşmerge Bakanlığı ile görüştük, bütün kurumları ziyaret ettik. 

 Bölge hükümetinde yer alan partilerle bir araya gelme şansınız oldu mu?  

Bölge partileriyle bir araya gelmedik. Zaten öyle bir talebimiz olmadı. Biz olası bir çatışmanın kimler arasında olabileceğini hesaba katarak, önce pêşmergeyle görüştük. Sayın Mesut Barzani’den de bir görüşme talep ettik. 

Talebiniz olumlu karşılandı mı? 

Sayın Mesut Barzani ile görüştük. Heyetimizi gayet iyi karşıladı. Mesut Barzani sözünü yineledi, ama bu sadece onun omuzlarına bırakılmamalı. Bütün siyasi partiler çözüm konusunda sorumluluk almalı ve elini taşının altına koymalı. Evet, Sayın Mesut Barzani ile görüştük. Heyetimizi gayet iyi karşıladı. Nezaketle dinledi. Kürtler arasındaki bu tehlikenin yaratabileceği sonuçları, halkın nasıl bir beklenti içerisinde olduğunu anlattık. Kendisine, Kürt halkına bir söz verdiğini, ‘Bir kez daha Kürt kanının, Kürt’ün eliyle dökülmesine izin vermeyeceğiz’ sözünün bir barış manifestosu olarak kabul edildiğini, bugüne kadar bir çatışma olmadıysa bunda kendisinin payının büyük olduğunu ve bu durumun devam etmesi gerektiğini söyledik. Bu sözü yenilediği takdirde halkımızın derin nefes alabileceğini ilettik. O da sözünü yineledi. Sağ olduğu sürece Kürtlerin çatışmasını istemediğini söyledi. Ama bütün yükün ona bırakılmaması kanısındayım. Kendisinin çok zorlandığını gözlemledim. Bu yük sadece Sayın Mesut Barzani’ye bırakılmamalı. Bütün siyasi partiler ve kurumlar çözüm konusunda sorumluluk almalı ve elini taşın altına koymalı. Sayın Mesut Barzani bu sözünü yineledi ama bu sadece onun omuzlarına bırakılmamalı. Her parti bu yükü omuzlamalı.  

 Pêşmerge Bakanlığı’nı ayrıca ziyaret ettiniz. Sonrasında “iç çatışmaya” dair kimi açıklamalarınız oldu. Görüşmeyi biraz detaylandırabilir misiniz, neler konuşuldu? 

Olası bir çatışmanın P-K-K ve pêşmerge arasında yaşanacağını düşündük. Bu sebeple en başta Pêşmerge Bakanlığı ile görüştük. P-K-K’nin sa-vaş istemediğini ve kardeşleriyle çatışma istemediklerini ilettik. Pêşmerge Bakanlığı’na da silahlarını doğrultmadıkları için teşekkür ettik. Bu durumun devam etmesini istedik. Olası bir çatışmanın Kürtler için felaket olacağını ve büyük kaybedeceğimizi anlattık. Can kulağıyla dinlediler, görüşmemizden çok memnun olduklarını ve sanatçıların bu tutumunun çok anlamlı olduğunu söylediler. Bu umut vericiydi. Onlar da ‘Biz kardeşlerimizle savaşmak istemiyoruz’ dedi. Kerkük ve Kobanê’de DA-İŞ’e karşı omuz omuza verilen mücadeleyi anlattık. Bu tutumu görmek istediğimizi ilettik. Tabi ki pêşmerge, sonuçta askeri bir kuruluş. Her ne kadar özgür bir iradeleri olsa da sonuçta emir komuta zincirleri var. Onlar söylemedi ama böyle düşünüyorum.  

Pêşmerge Bakanlığı’nın yanı sıra Kürdistan Bölgesi’nde bir süredir “savaşı körüklemekle” eleştirilen medya kuruluşlarını da ziyaret ettiniz. Bu ziyaretin amacı neydi? 

Bir strateji temelinde Kürt medyasını ziyaret ettik. Sesimizi daha çok halka nasıl duyurabiliriz diye ziyaret gerçekleştirdik. Sanatçılar olarak gözlemlerimizden biri de şuydu: Bu hassas süreçte basın kuruluşlarının zehirli bir dil kullandıklarını gözlemledik. Herkesin sırtını bir siyasi partiye dayadığını ve diğer siyasi gruplara karşı düşmanlaştırışı bir dil kullanarak birliğin oluşmasına karşı çok negatif bir yol oynadıklarını gözlemledik. Kasıtlı haberler, hakikati tersyüz eden haberler… Eğer ulusal birliğin umudunu yaratacaksak bunun düzeltilmesi gerekir. Kürdistan TV, Rûdaw, Kurdistan 24, Kurdsat, NRT, Stêrk TV, Medya Haber’in ya programlarına katıldık ya da stüdyolarını ziyaret ettik. Kullandıkları dile dikkat etmeleri gerektiğini, bu sürecin hassas bir süreç olduğunu, önce dil de bir birliğin yaratılması gerektiğinin önemine değindik. Herkes kendi grubunu haklı, diğer grubun düşman olduğunu ilan etmemeli. 

İnsanlar maaşlı çalışıp, kendisine söylenen şeyleri uygulayan robotlar olmamalı. Her grubun çıkarları ya da siyasi düşünceleri farklı olabilir. Ama düşmanlaştırışı dili kullanıp, bu süreçte çok kötü felaketlere neden olmaya hakkı yok. Yan yana gelince güç oluyoruz. Belki bütün medya çalışanları da ortak bir deklere yayınlayarak bu dili sağlayabilir. Çok mu uzak bir şey? Bütün medya emekçileri, bütün kurum sahiplerini uyarabilir. Bu sanatçıların görevi olduğu kadar basın emekçilerinin de görevi.  

Basının dili düzelmedikçe çok yol kat edilebileceğini sanmıyorum. Ulusal birliğe giden yol biraz da basının vicdanından geçtiğini düşünüyorum. Basın doğru rol oynamalı. Bu tarihi süreçte kötü rol üstlenmemeli. Ulusal birliğe zarar verecek bir dil kullanmamalı. Bunun çok önemli bir konu olduğunu düşündüğümüz için bütün basını ziyaret ettik. Umarım basın da bu tarihi sürece doğru yaklaşır, doğru katkı sunar.   

Ziyaretinizin bölgeye yansıması nasıl oldu?

Geleceğimizi karartmaya kimsenin hakkı yok. Partiler sadece kendi siyasi çıkarları için hareket edemez. Bu işi sadece sanatçılara da bırakmamak gerekir, herkes ses çıkarmalı. Doğru zamanda doğru şeyi söylemek her Kürdistani bireyin görevi.  

Bir hafta gece gündüz çalıştık. Biraz zaman sorunumuz vardı. Ziyaretimiz olumlu bir etki yarattı. Halk, sanatçılarının sesine kulağını kapatır diye düşünmüyorum. Hep şu uyarıyı yaptık: Sanatçılarının sesini dinlemeyen yönetimler ve partilerin sonları hayırlı olmaz. Bunun tarihte birçok örneği var. William Shakespeare, ‘Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür’ demiş. Biz o kadar güçlü müyüz bilmiyorum ama halkımızın sanatçılarını dinlediklerini, sevdiklerini ve onlara hak ettiklerinden daha fazla değer verdiklerini yaşadık. Bunu görüyoruz. Sesimize kulak veriyorlar. 

Sanatçıların, sadece eğlence kültürünün bir parçası ya da medyanın bir maymunu olmadan yüreği halkı için çarpmalıdır. Kendi halkının içinden geçtiği süreci, halkı neler beklediğini, nasıl oyunlar oynandığını herkesten önce sanatçılar görmeli. Bu tehlike bilincinin güçlü olması gerekir. Biz de halkımızın ve ülkemizin geleceğini ilgilendiren bir süreçten geçildiğini ve oyunlar oynandığını hissettik. Sessiz kalamazdık. Binlerce kez rica ettik, adeta yalvardık; herkesin doğru ve sorumlu hareket etmesi için. Yoksa büyük bir felaket başımıza gelir. Bu halkın çocuklarının yarınları kararabilir. Bütün siyasi partilere basın üzerinden seslendik. Buna kulak vermeleri gerekir. Bu ülkenin geleceğini karartmaya hiç kimsenin hakkı yok. Partiler kendi siyasi çıkarları için böyle davranamaz. Herkes kendini gözden geçirmeli. Düşmanın oyununa gelmemeli. Düşmanlarımızın kazançlı çıkabileceğini bağırdık. Olumlu etkisi oldu diye düşünüyorum. Tabi sonuçlarını önümüzdeki günlerde göreceğiz.  

Bu işi sadece sanatçılara da bırakmamak gerekir. Sanatçılar ses çıkardı ve her şey yoluna girdi diye bakmamak lazım. Evet, sanatçılar da toplumun önemli bir parçası. Ancak bu durum, tüm aydınları, kurumları ve örgütleri ilgilendiren bir şey. Olası bir savaşta inanın Kürtler birbirinin yüzüne bakamaz. Bu korkunç bir şey olur. İnsanların da yakın tehlikeyi görmesi gerekir. Siyasetle ilgilenenler de hissetmeli. Çatışma çıkarsa çok geç kalınır. Doğru zamanda doğru şeyi söylemek gerekir. Kürdistani her bireyin en temel görevidir bu. 

Kürdistan Bölgesi’nde nasıl bir tabloyla karşılaştınız? Hem TSK operasyonlarına hem KDP’nin bölgeye güç yığdırması sonrası yaşanan gerilime dair tepkileri nasıl gördünüz, bölge halkı bu konuda ne düşünüyor?

Birebir tepkilerden gördüğüm kadarıyla; sanatçıların bu duruşu, tutumu ve çabalarının çok değerli ve anlamlı bulduklarını gördük. Bazı kesimlerin Kürtlerin gündeminde böyle bir sorunun olduğunun farkında olmadığını da gördük. Tabi bunda medyanın rolü de var. Bu kadar korkunç bir gündem yaşanırken, olayların magazinsel, çarpıtılarak veya farklı şekillerde yansıtılması da etkilidir. Biz herkes gibi görevimizi yaptık. Ama buna çok büyük rol biçen ve değerli bulan kesimlerle karşılaştık. Büyük bir etkisi oldu. Sesimizi milyonlara duyurduk. Bütün sanatçı arkadaşlarımızın dinleyenleri ve hitap ettiği sosyal çevreleri var. Görüştüğümüz herkes çalışmayı çok değerli buldu ve bölgede bir sinerji yarattı. Tabi bu bizi de onure etti. ‘Bir işe yarıyor’ olmanın, böylesi bir süreçte doğru ses çıkarıyor olmanın ve halkın duygularına tercüme olabilmenin mutluluğunu yaşadık. İnsanların yaptığımız şeyi doğru bulmaları, heyecanla anlatmaları, söylediğimiz her şeyin tartışılıyor olması bizi onure etti. Bunu gözlemlendik. Tabi bunun devamlılığı yine basının işi. 

Birlik içinde olan Kürt sanatçılar, açıklamalarında da sık sık “Kürtler 100 yıllık şansı kaçırmamalı” vurgusu yaptı. Nedir bu şans, Kürtler nasıl bir süreçten geçiyor?  

Kürtlerin, bu içinden geçtiği tarihi sürece doğru cevap olamazlarsa ve tarihin sunduğu bu fırsatı değerlendiremezlerse çok büyük kaybedeceğini düşünüyorum. Ama tarihin bize müthiş bir fırsat sunduğunu ve bize göz kırptığını da düşünüyorum. İlk defa tarihin bu kadar bize gülümsediğini görüyorum. Bu kadar korkunç tehlikeler içinde bu şansın olduğunu düşünüyorum. Çünkü Ortadoğu’da ilk defa Kürdistan’ı sömürgeleştiren 4 devletin büyük sorunlar, çelişkiler, yıkımlar ve felaketler yaşadığını görüyoruz. Zayıfladıklarını görüyoruz. Ulus-devletler artık ömrünü tamamladı. Kürtler ise onların hiçbir dönem sahip olamadıkları önderliksel bir paradigmaya sahip. Kürtler, ahlaki toplumun inşası için gerekli olan ve böylesi bir yaşamın inşasını hızlandıran önderliksel paradigmaya sahip. Bunu sağlayan da Rêber (Önder) Apo’nun müthiş çabalarıdır. Rêber Apo bütün ömrünü ahlaki politik toplum, dünya halkların barışık yaşaması için gerekli olan ideolojiyi sundu. Böyle bir önderliksel paragdigmaya sahip Kürtler, Ortadoğu’da diğer halklara nazaran çok şanslı.

 Tarih bize göz kırpıyor ve önümüzde büyük bir fırsat var. Bu fırsatı değerlendirmezsek büyük kaybederiz bir yüz yıl daha başkalarına jandarmalık yaparız. Tarih bir tren gibidir. Bu treni kaçırmamalıyız. Binmeyi beceremezsek olduğumuz yerde kalırız. Ama diğerleri böyle değil. Kemalizm’i 100 yıldır zor ayakta tuttular. Birbirlerini boğazlayan ve birbirlerinin kuyularını kazıyan toplumla karşı karşıyayız. Biz de böyle değil. Bizde sadece 15 yıllık bir Rojava devrimi deneyimi var. Bırakın aynı halktan birbirlerini boğazlaması, değişik toplum ve inançlardan insanların da bu önderliksel paradigma çerçevesinde kardeşçe yaşıyor. Bir gül bahçesindeki gibi. Emperyalizmi ve sömürgeci devletleri rahatsız eden ve korkutan da budur. Bu durumu Türkiye’de görüyoruz. Yüzlerce belediyeye kayyım atamanın tek nedeni budur. Belediyeler çalıp çırpsaydı, yolsuzluk yapsaydı, kendilerini halka açmasaydılar kayyım atamazlardı. Devletin yüz yıllık geleneğini sürdürseydiler kesinlikle kayyım atamazlardı. Devlet, halk belediyeciliği ve Kürdün kendi kendisini yönetmesine kızdı ve çılgına döndü. Anlatmaya çalıştığım şey Kürtlerin çok şanslı olduğudur. Eksikliklerimiz çok, kat etmemiz gereken çok yolumuz var. Binlerce genç kendilerini feda ederek onurlu bir rotaya girmemizi sağladı. Bu emeğe sahip çıkmak gerekir. Sahip olduğumuz potansiyel, yüzyılı kazanma şansımızı arttırıyor.  

Bu şans kaçırılırsa ve ulusal birlik sağlanmazsa Kürtler nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya? 

Eğer bunları yapmazsak, ulusal birliğimizi sağlayamazsak, her parçanın kazanımı diğer parçanın kazanımına olan etkisini kesersek, her parça birbirini beslemezse bu yüz yılı kaybedebiliriz. 20’nci yüzyılda kartlar karıldığında Kürtler ulusal birliğini gerçekleştirmediği için başkalarına jandarmalık yaptı. Yüz yıldır topraklarımızda kan akıtıldı. Her dereyi kanla doldurdular. Koçgiri, Dersim, Mahabad, Zîlan, Qamişlo, Roboski… Bizi bu soykırımlardan geçirdiler. Önümüzde böylesi bir ikinci yüz yıl var. Ama bu yüz yılın ilk çeyreğinde tarih bize fırsat sunmuştur. Konjonktür uygundur. Tarih bizim ne yapacağımızı bekliyor. Bu treni kaçırmamalıyız. Tarih bir tren gibidir. Binmeyi beceremezsek, olduğumuz yerde kalırız. Bunun imkanları ve şansı var. Rojava’da (Kuzey ve Doğu Suriye) ve Kürdistan Bölgesi’ndeki statüyü korumak gerekir. 

Bundan sonra Kürt sanatçılar olarak nasıl bir çalışmanız olacak, yol haritanız nedir, diğer sanatçılara çağrınız var mı? 

İleride sanatsal faaliyetlerimiz olacak. Çalışmalarımız devam edecek. Önümüzdeki süreçlerde de Kürdistan’ın her yerinde konserler verip, halkla buluşmayı istiyoruz. Bir sanatçı olarak Kürtler arası bir çatışmadan bahsederken hep utandım. Hala böyle bir tehlikenin olması beni çok üzüyor. Bu çok kötü bir şeydir. Bazı sanatçılar kulaklarını kapatıyor ve sürece sırtını dönüyor. Bu fırtına dindiğinde halkın yüzüne bakmaya yüzleri olmalı. Sanatçılar, özgürlük sorunu olan halkının yanında yer almalı. Kazanmamak için hiçbir neden yok. Büyük kazanacağız, inancım tamdır. Bu halk her gün şehit veriyor. Halkın onurlu evlatları kendilerini kurban ediyor; biz biraz daha özgürlüğe yaklaşalım diye. Bugün hala şarkılarımızı söyleyebiliyorsak, başımız dikse bu kesinlikle bu insanların kendilerini feda etmesinden kaynaklı. Her sanatçı da bunu anlamalı. Bu sloganik bir şey değil. Böylesi zamanlarda herkes halkın yanında yer almalı. Yanında durmamak kesinlikle düşmana hizmet eder. Böyle konuşmak istemezdim ama içinden geçtiğimiz hassas süreç bu. Bazı sanatçılar kulaklarını kapatıyor, dillerini lal ediyor ve sürece sırtlarını dönüyor. Tatlı süreçlerin sanatçıları olmamaları gerekir. Bu fırtına elbet dinecek. Bu fırtına dindiğinde halkın yüzüne bakmaya cesaretleri ve yüzleri olmalı. O sahnede halkın yüzüne bakarken, ‘Fırtınalı sürecinizde yanınızdaydım’ diyebilmeli. Sanatçıların işi sadece çalıp söylemek değildir. Biz özgürlük sorunu olan bir halkız. Dağımızın, taşımızın, kuşumuzun, nehrimizin hepsinin özgürlük sorunu var. Bize dünyayı dar etmek, kökümüzü kazmak istiyorlar. Bir sanatçı bunu görmeyip, kendi havasında olmamalı ve ‘Vur patlasın çal oynasın’ dememeli.

Hem halkın kanıyla yarattığı değerler üzerinde stranlar söyleyeceksin hem de bu en zorlu süreçte halka sırtını döneceksin. Bu sanatçılık değil. Bunu herkes için söylemiyorum. Kulağına bağırarak söylenmesi gereken insanlar vardır. Lütfen herkes bir an önce yüzünü halka dönmeli. Yarın birbirimizi yüzüne bakabilecek yüzümüz olmalı Son olarak, içimizi karartmamamız gerekir diye düşünüyorum. Büyük kazanacağız. İnancım tamdır. Kazanmamak için hiçbir sebep yok. Kürt düşmanlarının bu kadar çılgınlaşması bizim kazanmaya yakın olduğumuzdan kaynaklı. MA / Gökhan Altay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir